14 Şubat 2018 Çarşamba

HAYAT

hayat, silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır. zira hepimizin hayatı, bir resim kağıdı gibi kalemimizin ucundadır.

dileyen başarısız bir ressam oalrak sürekli karalar, çizer ve siler; defalarca en başa döner, yeniden ve yeniden. daha da kötüsü dileyen ilk başarısız çizimden sonra pes eder, resmi de kalemi de bir köşeye fırlatır; kendine ve kaderine küskün mutsuzluğa mahkum olur. dileyen ise önce resim çizeceği beyaz kağıdı, kalemi ve boyaları tanımakla işe başlar. sonra ise hayallerini ve kalbini koyar bir kefeye , diğer kefeye ise gerçekleri ve aklını. hangisi ağır gelirse başlar onun resmini çizmeye. ancak öyle titiz ve özenli çalışır ki tek bir silgi izi bulunmaz resminde. işte bu ressamın çizdiği resim "mutluluğun" resmidir.

zira hayat da bir resim gibidir. bu resmi karalamak da, silip yeniden yapmak da ya da gerçekten ne istediğimizi bilerek hiç silgi kullanmadan çizebilmek de bu resimlerin ressamı olarak bizlerin elindedir. ya bu resmi tamamen karalara bürür ve o karanlıkların içinde boğulur gideriz, ya da gök kuşağının yedi canlı rengini de kullanıp kendimize yaşanası bir dünya kurarız. ama bu her iki resimde de önemli olan; ressamın yani bizlerin resmimizi çizerken yani hayatımızı kurup sürdürürken tek bir silgi darbesine gerek duymadan; yani en az hata ile resmimizi çizebilmemizdir. yani en az hata ve pişmanlıkla mutluluğa ulaşabilmemizdir.

31 Ekim 2017 Salı

EĞİTİM VE DÜZEN

Eğitimde sürekli değişen sadece sınav sistemi olmadı. Bunun yanı sıra öğretmen, öğrenci ve veli tutum ve davranışları da değişti. Asıl değişen Milli Eğitim'in Milli kısmı oldu.
Kültürel yapımıza uymayan, evrensel değerlerle de hiç alakası olmayan yasa ve yönetmelikler; eğitimin sac ayakları dediğimiz okul, öğrenci ve veli arasında bütün köprüleri yıktı.
Demokratik eğitim modeli arayışlarının devam etmesi güzeldi; fakat demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmayan girişimler; karşılıklı güven ve iletişimin önüne geçti.
Örneğin bugün birçok veliyi çocuğunun akademik ve psikolojik durumunu görüşmek için okula getirmek de zorluk çekiliyor; öğrencinin gelişimine dahil etmek de zorluk çekiliyor; çeşitli sebeplerden dolayı kuralsız ve düzensiz bir yaşamıyı ilke edinmiş yada farklı yaşantıları model almış gençleri kazanmada gereken desteği okullar ne velilerden ne de yasaları düzenleyenlerden alabiliyor.
Özetle sistemler elbette değişmez değildir; hep daha iyisi planlanır, uygulanır ve düzenlenir; ama kültürel değerlerimizin -ki bunun en önemli yapı taşı olan Türk aile yapımızın bu denli değişmekten ziyade hırpalanıp yok edilmesi; devletimizin ve milletimizin geleceği noktasında çok daha vahim bir duruma gelmesine sebep olacaktır. Bu sebeple Türk Aile yapısını koruyucu ve düzenleyici tedbirlerin alınması öncelikli çalışma alanı olmalıdır.

20 Haziran 2017 Salı

BİLİYORMUSUN GARDAŞ


Hep bizim çocuklar ölüyor .
Üniversitede kavgada yine bizim çocuklar atılıyor ve şehit oluyor. 
Biliyormusun gardaş ;
İçim çok acıyor. İşsiz olan, canı yanan hor görülen, ekmeğe muhtaç olan hep bizim çocuklar.
Tek suçları Türkiye Cumhuriyetini karşılıksız sevmeleriydi.
Çünkü biz asi çocuklardık. Yoktur bize vatandan başka yàr ve Allah'tan başka aşk.
Üzülme can ! Bizim çocuklarımız Bozkurt olacak, Yine aşk vatan olacak !
Biliyormusun gardaş ;
Üzülme yine biz öleceğiz !
Farkımız gabarda , Cudi dağında,
Kandilde ve Türk bayrağının dalgalandıgı her yerde adam gibi biz ve bizim çocuklarımız ölecek Ey Hak !

16 Haziran 2017 Cuma

Allah'ın insanlara gönderdiği dinin temel amacı

 Allah'ın hiçbir ihtiyacı olmadığı halde, insanlara kendisine ibadet adı altında çeşitli ritüeller yaptırarak kazanç sağlamak değil, iyi insan ve iyi toplum yaratmaktır. Din bu dünya içindir, her zaman bireysellikten toplumsalığa geçişi amaçlar.
Eğer ortada etik kurallar, ahlak ve hukuk yoksa, bireysel istisnalar kaideyi bozmadan, din sadece riya ve ritüelden ibarettir ve bu şekilde de din denilen şey dinsizliğin ve kötülüğün ta kendisi olur.
Demek ki neymiş; öncelikle evrensel etik değerler, yerel ahlaki değerler ve hukukun üstünlüğü...
Din, topluma bu değerleri sağlamıyor ve yerleştiremiyorsa, o dinde, dindarlarında veya din adamlarında büyük sorun vardır. Birilerinin sırf Müslüman olduğu için bu değerlere sahip olduğunu sanması, bugün yaşandığı gibi dinsiz, cahil, ahlaksız ve adaletsizlik içinde kaos ve anarşiyle yaşayan toplum oluşturur

“Şehit Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimize..

Ey Aybüke... Aysultan; Kader deyip geçmek zor!
Kader kader tamam da, bu şekilde göçmek zor!
Kader mi, kahpelik mi bunu bile seçmek zor!
......Sen erken kurban olmuş, henüz körpe kuzusun,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Düşünsene Aybüke öğretmen oldum derken,
Ne kadar sevinçliydin oralara giderken!
Şehitler kervanına erken katıldın erken...
......Uğrunda güneş batan hilâller yıldızısın,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
“Ora vatan değil mi? elbet giderim „ dedin,
Bu vatanı sevmenin bedelini ödedin!
Hizmetine karşılık kahpe kurşunlar yedin,
......Kargaların oyduğu bu Milletin gözüsün!
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın…
Söylediğin türküyü dinlerken dondum bir an!
Bu kadar mı insanı haklı çıkartır zaman!..
Evet sana kıyanda ne din varmış ne iman...
......Sen ise ehl-i vatan, Türk‘ün güler yüzüsün,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Demişsin ki Aybüke; “Ne kadar korkarsan kork,
Ölüm bu gelecekse yapılacak bir şey yok..„
Çok haklısın be kızım, çok haklısın inan çok!
......Belli ki imanınla kaderine razısın,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Ülkücüydün Aybüke, bu yanını görmezler!
Eteğine laf eder, bu konuya girmezler!
İnan onlara kalsa şehitlik de vermezler!
......Halbuki sen şehitler ocağının közüsün,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
On beş temmuz da ölsen kıymetin bilinirdi!
O zaman senin için tam şehit denilirdi!
Ne arkandan laf olur, ne hakkın yenilirdi!
......Ama bugün bak üç-beş zındığın sakızısın!
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Bırak, olsun, aldırma, Seni bilen biliyor,
Senin acın Milletin ta bağrını deliyor,
Bak rengi tazelendi, bak ay-yıldız gülüyor,
......Artık sen o bayrakta beyazsın, kırmızısın,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Ne zaman ki Türklerin, düşmanları azmıştır,
Onlar ancak hep kendi kuyusunu kazmıştır!..
Çünkü Türk tarihini, kanı ile yazmıştır,
......Sen benim Milletimin alnındaki yazısın,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Sen ki kara talihi seçerek giden yavrum,
Kefenini eliyle biçerek giden yavrum,
Meleklere karışıp uçarak giden yavrum,
......Her Türk senin ismini yüreğine kazısın,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Söz verenler sözünü acaba neden tutmaz?
Artık boş boş nutuklar, bu Arif‘i avutmaz!..
Türk olan şehidini unutturmaz, unutmaz!
......Sen Türk‘ün bağrındaki unutulmaz sızısın,
......Sen benim ülküdaşım, Sen şehit Türk kızısın...
Ozan Arif
11 Haziran 2017
Samsun

DİN VE TOPLUM

Allah'ın insanlara gönderdiği dinin temel amacı; Allah'ın hiçbir ihtiyacı olmadığı halde, insanlara kendisine ibadet adı altında çeşitli ritüeller yaptırarak kazanç sağlamak değil, iyi insan ve iyi toplum yaratmaktır. Din bu dünya içindir, her zaman bireysellikten toplumsalığa geçişi amaçlar.
Eğer ortada etik kurallar, ahlak ve hukuk yoksa, bireysel istisnalar kaideyi bozmadan, din sadece riya ve ritüelden ibarettir ve bu şekilde de din denilen şey dinsizliğin ve kötülüğün ta kendisi olur.
Demek ki neymiş; öncelikle evrensel etik değerler, yerel ahlaki değerler ve hukukun üstünlüğü...
Din, topluma bu değerleri sağlamıyor ve yerleştiremiyorsa, o dinde, dindarlarında veya din adamlarında büyük sorun vardır. Birilerinin sırf Müslüman olduğu için bu değerlere sahip olduğunu sanması, bugün yaşandığı gibi dinsiz, cahil, ahlaksız ve adaletsizlik içinde kaos ve anarşiyle yaşayan toplum oluşturur.

17 Mart 2017 Cuma

GERİ DÖNMEYİ ASLA DÜŞÜNMEDİLER!


Çanakkale aslanlarını anlatan, posterlerin üzerinde yazan sözü, hepiniz hatırlarsınız "GERİ DÖNMEYİ ASLA DÜŞÜNMEDİLER" Son derece hüzün verici, adeta baktıkça yüreğimizin yağlarını eriten bir tablo, aslında idrak sahibi olanları, bir o kadar da uyarıcı ve kendine getirici bir görüntü.
Niçin dönmeyi düşünmediler, diye sormak gerekir. Dönselerdi, biz bugün yoktuk yada semalarında, ay yıldızlı al bayrağı, şerefle, şanla dalgalanmayan, minarelerinde ezan sesleri kısılmış bir sömürge toplumu olabilirdik.
Dönselerdi, şerefi, namusu lekelenmiş, millet olma özelliklerini kaybetmiş, alelade bir toplum olabilirdik. Dönmediler, dönmeyi, kendilerinden sonra gelecek nesiller, hürriyet içinde, şeref ve şanla yaşasınlar, diye düşünmediler.
Bir marş söylerdik, "Yastığımız mezar taşı, yorganımız kar olsun. Biz bu yoldan döner isek, namus bize ar olsun." Çanakkale şehitlerimiz, 253 bin memleket evladı, hangi sebeplerle, dönmeyi asla düşünmedilerse, bizim neslimiz de, aynı sebepler ve değerler için, "Biz bu yoldan döner isek, namus bize ar olsun." diye haykırıyordu.Bugün canını vermekten bir an olsun geri durmayan, şehitlerimiz de, gazilerimiz de, dönmeyi hiç düşünmeden ya gazi ya da şehit olmuyorlar mı? Tüm gazi ve şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
Dönenler de oldu, korkanlar oldu, inandığı tüm değerleri makam ve koltuk uğruna satanlar da oldu. Dostlarını sırtından hançerleyenler de oldu, ancak Çanakkale'de, İstiklal Savaşımızda, olduğu gibi, ömrünü adadığı değerlere sırt dönmeyi şerefsizlik sayan milyonlar hala var.
10 yıl, 20 yıl, 30 yıl, 100 yıl önce bu Aziz Millet hangi değerler için, şehadete koştuysa, dönmeyi asla düşünmediyse, bugün hatırladıklarımız onlardır. Dönenler, dönek olarak hatırlanır, yiğitler; şerefi, namusu için mücadele edenler, ya GAZİ ya da ŞEHİT diye anılır ve duayla, saygıyla hatırlanır.
Geri dönmeyi asla düşünmeyen, şeref ve namus timsali tüm gönüldaşlarımı saygıyla selamlıyorum. Dönenler hesap dışıdır,  saygımız dönmeyenlerledir.
BİZ BU YOLDAN DÖNER İSEK, NAMUS BİZE AR OLSUN.