1 Mayıs 2014 Perşembe

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ

3 Mayıs dünya Türkçülük günü binlerce yıllık şanlı bir tarihe sahip olan halkın günüdür. Türkler, yazılı kaynaklarda M.Ö. 500’lü yıllardan itibaren görünmeye başlamıştır. Bilindiği kadarıyla Türk halkı anayurttan ayrılışla birlikte geniş bir coğrafyaya sahip olmuş ve bugün doğu Avrupa’dan Çin’e kadar geniş bir alana yayılmıştır. Türk boylarının birçoğunun günümüze uzayan kolları bulunmaktadır. Bu toplulukları aynı çatı altında birleştirme ülküsü ne kadar ütopik olursa olsun bu düşüncede olan insanların atmış olduğu adımların kutlandığı gündür 3 Mayıs. 1944 yılından itibaren yer etmiştir yaşantımızda. 
3 Mayıs’a at gözlüğüyle bakmamak gerekir. Bundan 100 yıl önce yurdumuzu işgal etmeye çalışanların en büyük düşman olarak gördükleri kişi tüm dünyaya 23 Nisan’ı bıraktı arkasında ve bugün eski düşmanlar dahi coşkuyla kutlamakta çocuk bayramını. Hz. Ali’nin güzel bir sözü var “aslını inkâr eden haramzadedir” diye. Aslını inkâr etmeden, ne olduğunu unutmadan “özüne sahip çıkan” her Türk evladı Türkçüdür bir noktada. Tüm ulusun Türkçülük bayramı kutlu olsun. 3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin,Türk Milletinin varlık davası için çektikleri ızdırabın, elemin,
gözyaşının ifadesidir 
* Alparslan TÜRKEŞ

Türk milliyetçilerinin efsane lideri Başbuğ Alparslan Türkeş, ömrünü, Türklüğe ve Türklük 
mücadelesine adamıştı...

Türk’ü ve İslam’ı Ön Asya topraklarından kazımak isteyen güçler hiç eksik olmadı

Türklüğün düşmanları hep vardı
“Anadolu’yu Türksüzleştirmek” stratejisinin adı olan ’Şark Sorunu’na Mustafa Kemal’in 90 yıl önce örgütlediği direnişin kırılıp kırılamaması, sonucu tayin edecektir...

Türk milletinin tarih ve coğrafya karşısındaki hukukunu talep etmenin kavgasının adına Türkçülük denmektedir. Süreç içinde Türkçülük; Türk’ü ve İslam’ı Ön Asya topraklarından kazımak isteyen güçlerle buna direnen milli kuvvetler arasında yaşana gelen olaylar zinciridir. Bu yönü itibarıyla da Türkçülük, kimi zaman Mustafa Kemal’in Damat Ferit iktidarına; kimi zaman Kuvayı Milliyenin Sait Molla ve Rahip Frew’in işbirliğine; kimi zaman da Sabahattin Ali ihanetine Nihal Atsız’ın attığı tokada indirgenmektedir. Ancak genel anlamda Türkçülüğü, Batılı güçler ve onların örgütlediği yerli işbirlikçi iradeye karşı, Atatürk ve onun devamı olan kuvvetlerin ortaya koyduğu direniş olarak tarif etmek daha anlamlıdır.
Gerçekde bu kavga Ön Asya’daki toprak hâkimiyetiyle ilgilidir. Yani bu kavga bir mülk kavgası olup; milli güçlerle onun Ön Asya’daki hâkimiyetine karşı olan sömürgeciler arasında yüz yıllardır kesintisiz bir biçimde sürüp gitmektedir. Bu süreçte her iki taraf da -3 Mayıs 2008 tarihi itibarıyla- kesin bir zafer sağlamış değildir. Nihai zafer iki taraftan birinin kesin yenilgiyi kabul etmesiyle sağlanabilecektir. 
Daha da açıkçası “Anadolu’yu Türksüzleştirmek” stratejisinin adı olan ’Şark Sorunu’na Mustafa Kemal’in doksan yıl önce örgütlediği direnişin kırılıp kırılamaması, sonucu tayinde belirleyici olacaktır.

“Yeni Türkiye 
Cumhuriyeti” Söylemi!
Bu süreç geçmişte Türk milletini, tarih karşısında “soykırımcı” ilan eden bir zihniyetin Kaymakam Kemal’e verdiği cevaptı. Bugünlerde de bu sürecin devamı Türklüğe hakareti suç olmaktan çıkaran karşıt bir eylem olarak zuhur etmiştir. Bir başka formda da malum unsurların, Ergenekon adlı Türk milletinin yeniden diriliş efsanesini “Çete” ve suç örgütüyle özdeşleştirme faaliyetleri olarak sürmektedir.
Türkiye’de yaşanan gelişmeler sonucunda milli devlet yanlılarının etkisizleştirilmesi işbirlikçi zihniyeti pervasız yapmıştır. Öyle ki Graham Fuller -sipariş üzerine yazılmış olsa da- haklı olarak yaşanan bu süreci “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” olarak değerlendirmiştir. 
Türkiye’de yaşananları şahıs, vakıa, olgu, hükümet ve dönem temelinde değil süreklilik temelinde ele almak daha anlamlı olacaktır. 
Açıkçası 13. yüzyılda Türklük ve İslamiyet’e karşı “Kutsal İttifak” anlamına gelen Hıristiyan güçlerin gerçekleştirdiği Haçlı Seferleri; 20. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesini esas alan Ön Asya topraklarındaki Haçlı işgali; 21. Yüzyılda da Ön Asya topraklarındaki milli varlığın küresel güçlerin işgal ve satın almaları, aynı mücadelenin değişik formdaki uzantılarıdır. 
Türkçülüğün 3 Mayıs 1944’lerdeki süreci ise Türk Milletine karşı tehdit haline gelen Sovyet Emperyalizmine karşı oluşan milli direnci simgeler. Türkçülük bu yönü itibarıyla Milletinin bağımsızlığını, milli devletin devamlılığını, ülke topraklarının bütünlüğünü esas alan Atatürkçü iradeyi temsil eder. O dönemde tutuklananlar milli bağımsızlık yanlıları, yargılananlar da gerçekte Atatürkçü irade olmuştur.
1940’larda edebiyat, tarih, sosyal ve kültürel muhtevalı derslerin içeriği millilikten uzaklaştırılarak değiştirilmiştir. Bu değişiklikle, Türk gençliğinin kendi milli, ahlaki, insani ve kültürel değerlerine yabancılaştırılması amaçlanmıştır. Bu gelişmelere karşı Atsız ve arkadaşları şiddetli bir biçimde itiraz etmişlerdir. Bu itirazlar tutuklanmalar, işkenceler ve tabutluklara tıkılmakla karşılık bulmuştur. Böylece meşrutiyet yıllarından ve Atatürk devrinden 1940’lara uzanan Türkçülük adeta devlet düşmanı ilan edilerek, gençlik ve aydınlar milliyetçilik dışı ideolojilerin her türlü operasyonuna açık hale getirilmiştir. 1944 olayları bütün bunlara karşı ortaya konulan milli refleksti.

Günümüzde Mücadelenin 
Aldığı Yeni Şekli!
Günümüzde gelinen noktada da Türkçülük, Türk milletinin meşru çıkarlarını savunmaktan ibaret bir içeriğe bürünmüştür. Bu gelişmelerdir ki, Türkiye’nin eski Dışişleri Bakanlarından Turan Güneş’e “Milliyetçilik, Türk’ün hakkını gâvura yedirmemektir” sözünü söyletmiştir. 

Nihal Atsız 1944 ve sonrasında verdiği mücadele ile Türkçülük davasının sembol isimlerinden biri oldu


BAĞIMSIZLIĞA VE ULUS DEVLETE SALDIRI
TÜRKİYE’de Türkçülüğe karşı egemen kılınmaya çalışılan şu görüşün hiç de masum bir niyetle ortaya konulmadığı anlaşılmalıdır. “Artık çağımızda ulusal bağımsızlık demode olmuş bir olgudur; karşılıklı bağımlılık dönemini yaşıyoruz” gibi, bu yaklaşım ABD ile Türkiye’yi aynı kefeye koyan bir safsatadır. Bu görüşte bir anlamda küreselleşme ile emperyalizmin nasıl da özdeşleştiğine vurgu yapılmaktadır. Ulusal güç ve sınırların ötesine taşan kurumların gelişmesinin uzun vadeli etkisi ulus-devletin geçerliliğini kaybetmesini değil, sağlamlaştırmasını sağlamıştır, şeklindeki yaklaşımlar da söz konusudur.
BU faaliyetlerin açık bir psikolojik operasyon olduğunu çağrıştıran çok sayıda kanıt göstermek mümkündür. Öteden beri her fırsatta şehit, gazi, Türk, Türklük, Vatan, Vatansever, Milli, Milliyet, Milliyetçilik kavramlara yapılan saldırıların da aynı amaca hizmet etmektedir.
NOAM Chomsky de şu tespiti yapıyor: “Ortadoğu’da ulusallık ve ulusal kimlik yok edilmeli, bunun için de Ortadoğu Osmanlılaştırılmalıdır. Böylece bölgede Batı çıkarlarına karşı çıkacak ulusal güç ve direnç kalmayacak, sistemin çarkları rahatlıkla işleyecektir. ABD için en tehlikeli düşman ve tehdit bağımsızlık tehdidi. Asla hoş görülemez”. Bill Clinton 2000 yılında “Küreselleşme gevşek sınırlar ister. Üniter devlet yapıları küreselleşmeye uygun değildir” demiştir. Barnet ve Müler ise “Evrensel kâr maksimizasyonu, ulussuz bir bilincin oluşmasını gerektirmekte ve evrensel şirketler, bu tür bir bilinç geliştirmenin çeşitli yollarını keşfetmiş bulunmaktadır”.
SON zamanlarda ulusal bir gazete, insanlığın geleceğini millet, milliyet, milliyetçilik, milli devlet ve milli egemenlik gibi “fantazmalar ağı” ndan kurtarılmasını savunmaktadır. Onlar uluslararası şirketlerin ve onun arkasındaki küresel gücün amaçlarına uygun görüşler ileri sürmektedir. İşte onlardan birkaç alıntı; “milliyetçilik ulusu bütünleştirici olması için başkalarını dışlaması gerekiyor” onun için “milletin herhangi bir insan kümesinden değerli olmaması gerekir!” diyerek, “milliyetçiliğin iyisi yoktur” yargısına ulaşmaktadırlar. Bu bağlamda milliyetçiliğin yerine, çözümlerin en eskilerinden birisini öneriyorlar: “Dünya Vatandaşlığı”. Bu gazetenin bir başka yazarı da “Bağımsızlığımızdan vazgeçmemizi istiyorum. Hiçbir ulusun bağımsız olmamasından yanayım” diye yazmıştır. Tüklüğe ve Türkçülüğe saldıranların gerçek amacı yeterince açıktır. 
EVRENSEL şirketlerden, küresel operasyon yapanlara ve onlarla aynı biçimde düşünen iç mihrakların tamamı “Milli Devlet” ve milliyetçilik düşmanlığında birleşmektedir. Son zamanlarda Türkiye’de bazı gazeteler “milliyetçiliğin yükselmesi” ne dikkat çekerek tedbir üstüne tedbir alınmasını öneren yazılarla dikkat çekmiştir. Daha sonra ABD’ci Genomculara atfen “Türkiye’de Türk genlilerinin az olduğu” nu iddia eden yazılar bu gazetelerde yayınladı. Ardından ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Fried’in, “Milliyetçilik gurursuzluktur” biçimindeki sözlerine yer verdi. Salman Rushdie’nin “milliyetçilik ötekine bakmayı bilmeyenleri cezp ediyor” gibi oportünist sözlerini manşete çekti. Son haberlerinden birisinde de bu gazete milliyetçilikle ilgili ABD’li yetkililerden birisinin “Türkiye’deki kavgacı milliyetçilikten endişeliyiz” sözlerine yer vermiştir. Gerçekler işbirlikçi güçlerin, ülkede meydana gelen hemen her olumsuzluktan milliyetçiliği ve milliyetçileri sorumlu tutması rastlantı olmadığını gösterir niteliktedir. Bu küresel bir projenin uzantısıdır. Son zamanlarda Türk’e, Türkçeye ve Ulusalcılığa yöneltilen suçlamaların hiçbirisi tesadüf değildir. Bazı gazete, televizyon kanalları ve dergiler Türk Milliyetçiliği aleyhtarlığını neredeyse bir meslek haline getirmiştir. Türk Milliyetçiliğine yönelik olarak yapılan suçlamalarda görülen önyargı ve kasıtlar bunun kanıtı niteliğindedir.

ATSIZ’ın kaleminden
3 Mayıs 1944
3 MayIs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birdenbire hareket oluverdi.
ALİ Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi. Türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. O’na bir bayram diyemiyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. O’na bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.
BÖYLE sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz.
HOŞLANMAYANLAR onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türke benzemeyenler onu yadırgasın. Biz 3 Mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi. Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçülerin günü olan 3 Mayıs, bir gün Türkler’in günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
TÜRKÇÜLER! Toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs’ı analım. Analım ve Kür Şad’ın hâtırasını yüceltelim...
NE mümkün zulm ile bîdâd ile 
imhayı hürriyet,
ÇALIŞ, idrâki kaldır muktedirsen 
âdemiyyetten!
Hüseyin Nihal Atsız

20 Nisan 2014 Pazar

BIR MÜSLÜMAN TÜRKÜN DUASI

Ey yerleri ve gökleri yaratan bizleri yoktan var eden Allahım.
Sen Rahmansın sen Rahimsin. Ey Zülcelali vel ikram.

Bizi kulluğuna kabul et.Bizi sana layık bir kul eyle. Bizi sapıtan azan kullarından uzak tut. Bizi ailemizi çocuklarımızı ve milletimizi, sıratı mustakim de olan kullarından eyle. Dertlilerimize deva borçlularımaza eda eylemeyide nasip eyle. Bizleri kaldıramayacagımız imtihanla sınama. Ahirete intikal eden geçmişlerimize Rahmetinle muamele eyle. Onları kabir azabından uzak tut. Onları yattıkları yerde rahatsız edecek işler yaptırma bize dünyada.
YA ZÜLCELALİ VEL İKRAM.
Bize merhametinle ikramınla muamele eyle. Bizleri senden başkasına muhtaç eyleme.
Galu belada verdiğimiz sözde durmayı. Verdigin nimetlerin şükrünü eda etmeyide nasip eyle ya Rabbi.
Soyumuzdan her zaman olduğu gibi, yine meziyet sahibi, fazilet sahibi, ahlaklı, ilim ve irfan sahibi, vatan perver kahramanlarında yetişmesinide nasip eyle ya Rabbi.
Türk ve İslam alemine birlik ve beraberlik nasip eyle. İçimizdeki ve dışımızdaki münafıklara fırsat verme. Bizi nefsimizle başbaşa bırakma.
Vatanımızın ve Milletimizin düşmanlarına fırsat verme. Bize düşman olanların hesaplarını tersine çevir.
Türk milletine basiret nasip et. Dostunu düşmanını tanımayı nasıp et.
Cesareti Hz Ali den alan, Basirette Hz Ömer gibi olan,
Sadakatte Hz Bekir gibi dolan, Cömertlıkte Hz Osman gibi coşan,
Kullarından eyle ya Rabbi.
Güzel ahlakta mükemmel insanlıkta, her şeyinden düşmanın dahi emin olduğu, alemlere Rahmet olarak indirilen, ülkücü karaterin zirve şahsiyeti, çilelerle yoğrulmuş, iki cihan serverimiz peyğamberimiz Hz Muhammed s.a.v. yolundan ayırma ya Rabbi.
Onun yolunun takipçisi, yılmaz savaşçısı, asla dinini siyasete alet etmeyen, bilakis siyaseti dine hizmet aracı yapan, Mustafa kemali anlamayı, onun kurduğu Türkiye Cumhuriyetini 
ilelebet yaşatmayıda nasip eyle ya Rabbi.
Hazreti Muhammed s.a.v. min ve Mustafa Kemalin yolunun takipçisi, ikisi arasında mükemmel bir sentez oluşturan, Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti Türklük bedenimiz İslamyet Ruhumuz, Kanımız aksada zafer İslamın diyerek binlerce evladını Şehid veren, Dünya Türklüğünün Başbuğu merhum Başbuğumuzun yolundan gitmeyide nasip eyle ya Rabbi.
Ya Hayyum, ya Kayyum
Yedi Kat Semanın ve büyük Gökyüzünün sahibi senden ne istediğimiz sana malumdur. Huzur ve Güven içerisinde, kendi Vatanımızda insanca yaşamak. Müslüman bir Türk olarak kalmak Huzurumuzu bozmaya, Güvenimizi yok etmeye, Vatanımıza bizi Hasret koymaya çalışanlara fırsat verme. Bizi diyarı Gurbet ellerde perişan eyleme. Sevdiklerimizden bizi ayırma, Devletimize Milletimize birlik beraberlik nasip et. Ey noksansız isimlerin sahibi. Ya Esmaül Hüsna. Her şeyin Kendisine, kendisinin hiç kimseye ihtiyacı olmadığı yüce Kudret. Bizi doğru yolundan ayırma, Adaletinden şaşırtma. 
Devlet büyüklerimizin, iktidar Sahiplerimizin Devletimize, Milletimize ihanet etmelerine fırsat verme, ya Rabbi. (Amin)
Onlara insaf merhamet, ahde vefa nasip eyle, ya Rabbi. (Amin)
Vatanımız, Milletimiz üzerinde oynanmakta olan oyunları Milletimizin görmesini nasip eyle. 
Emperyalizmin ve onun Vatanımızdaki ve Uzantılarına Milletimiz, Devletimiz dinimiz üzerinde oyun oynamalarına fırsat verme,oyunlarını kendi alehlerine çevir.
Şu mazlum Türk Milletine ve mazlumların hamisi Milletimize Kendisinden olan, kendi Soyundan, kendi canından, kendi inancından Yöneticiler nasip eyle ya Rabbi. (Amin)
İnsanlığın ümidi İslama, İslamın ümidi Türk milletine,Türk milletinin ümidi Ülkücülere bir kez olsun iktidarı nasip eyle Ya Rabbi Amin.


ÜLKÜCÜ-TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE YAŞAM FELSEFESİ

Dava adamları, o davanın şartlarını ve gereklerini kendi kişiliklerinde yaşamazlarsa,o davayı bir adım ileri götüremezler.’’
Alparslan TÜRKEŞ
Kendini arayış evreniyle başlayan ergenlik çağındaki ‘’kimlik krizi’’ dönemleri belli davalar ve belli düşüncelere sadakat ile tanımlanmaktadır. Ve bu devir her sosyal aşamadan farklı özellikler edinilerek devam eder. Ta ki sadakat, bireyin ait olma hissi ve hayattaki amacını destekleyene kadar. Birçoğumuz ergenlik çağının ‘’kimlik krizi’’ dönemini baya bir zaman önce geride bıraktık. Belli düşüncelere olan sadakatimizi belirterek, her birimiz farklı kişisel özellikler edindik. Ait olma hissi ve hayattaki amacımızı belirleyen davalara verimli ya da verimsiz katkılarda bulunduk. Peki, belli düşüncelere olan sadakatimizde yaşam tarzımızın bulunduğumuz çizgiyle ne kadar iç içe olduğunu ya da yaşamımızı hangi tarza uydurduğumuzu hiç düşündük mü?
‘’Ülkücü- Türk milliyetçiliği yaşam tarzımız olmalıdır!’’. Bir dost meclisinde sarf edildi bu cümle ve bana kendi adıma bir öz eleştiri yapma fırsatı sundu. Düşününce davamız ve yaşam tarzımız arasındaki ince çizginin farkına varıp, bu yolda kendimizi ne kadar geliştirmemiz gerektiğini düşündüm. Kaçımız bu durumun farkında olup, kendi yaşam tarzını belirlemiştir acaba diyerek bu yazıyı kaleme aldım. Yaşam tarzı, kişinin inandıkları, önem verdikleri, alıştıkları, vazgeçemedikleri, kaçındıkları, savundukları ve uyguladığı eylemlerden oluşuyorsa; ben Ülkücü-Türk milliyetçiliği mefhumunu hayatımda nereye koymalıyım ya da hayatımda nereye koydum diye düşünmekten alamadım kendimi.
Birçoğumuz hayatın akışında ikinci ya da üçüncü plana ittik aslında Ülkücü-Türk milliyetçiliğini ve geri plan haline itilen bu durum hepimizin içinde reddettiği ve vicdanı çaba gösterdiği bir durumdur. Fakat hayatımızın kısa ya da uzun bir döneminde ‘’top 10’’ listemizin zirvesinde yer alan Ülkücü- Türk milliyetçiliği, zaman içinde nasıl olduğu anlaşılmadan listede gerilemeye başlamış ve zirvedeki yerini başka mefhumlara bırakmıştır. En büyük sorunumuz olan kavram kargaşasına yenik düşen Ülkücü-Türk milliyetçiliği, yaşam tarzı haline getirilmesi gerekirken, kimilerimiz için ütopik hayallerin peşinde koşan bir hevesten öteye geçememiştir. Amacımız, mükemmeliyeti  arttırmak mı keyfiyet peşinde olmak mı(?) o da tartışılır, fakat sıradanlaşıp, dik durmayı beceremeden, şahsiyet sahibi olamadan, iradesiz bir tavır ile Ülkücü-Türk milliyetçisi olamadığımız gibi, Ülkücü-Türk milliyetçiliğinin temellerinin sağlam atılmadığı ve oluşmamış kişiliğimizin üstüne, bu durum yaşam tarzımız olarak eklendiğinde ortaya çıkacak hezimet hepimizi üzecektir.
Boş insan yaşam tarzı sahibi olamaz. Yaşam tarzı, taklit etmekten çok insanın kendini yorumlamasıyla özdeştir. Kişilerin geçmiş dönemlerde neler yaptığından çok, ‘’Artık ben neler yapabilirim?’’ muhasebesine girmesidir. Belli dönemlerde yapılmış olanları taklit etmek hepimizin üzerinde eğreti durduğu gibi, bizleri eleştiri ve yeniliğe kapatmış, yeni fikirlerle beslenmemizi engellemiştir. Oysa ki, yaşam tarzı doğuştan insanların üzerine yapışmış  bir durum değildir. Daha öncede belirttiğim gibi, ergenlik çağında ‘’kimlik krizi’’ döneminde kişilerin seçtikleri yol neticesinde ortaya çıkan, sonradan edinilen, inandıklarını hayata döktükleri ve vazgeçemedikleri bir tutumdur. Yani zamanla üretilerek ortaya çıkar. Zamana yayılmadığı sürece de havada kalan, kalıplaşmış fikirlerin ışığında, kişinin sürekli birilerini taklit etmesiyle edinilen yaşam tarzından bir fayda görülemeyeceği gibi, çevredeki insanlara ve topluma bir fayda sağlanamaz.
Yaşam tarzında tutarlılığı sergilemek, ne üreteceğine, ne de ürettiklerini nasıl bir şekle koyacağına karar vermektir. Tutarsız bir yaşam tarzı, arkasında bir yığın fikri boşluk bırakarak ilerleyeceği gibi belli bir zaman zarfı neticesinde, havada kalan fikirlerden dolayı kişileri buhrana sokmaktadır. Yaşam tarzlarındaki bu tutarsızlıklardan doğan fikri boşlukları insanlar, kalıplaşmış fikirlerle doldurmak ihtiyacı duyarak, durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadırlar. Kalıplaşmış fikirler, genellikle eleştiriye açık olmadığı ve bir mihenk taşı edasıyla sahiplenildiği için, bizleri ne ileriye taşımış ne de geri götürmüştür. Stabil bir tutum sergilememize neden olan fikirler, Ülkücü-Türk milliyetçilerinin kâbusu olmuştur.
Yaşam tarzı, sadece kılık kıyafetle edinilecek ya da kaybedilecek bir durum da değildir.  Bu durum, sadece fikirlerin evirilmesi ve meydana çıkan fikirlerin ise eleştiri ve yorum süzgecinden geçirilerek hayatın her alanında kullanılabilecek bir kimlik halini almasıyla muhtemeldir.
Oysa ki; Ülkücü-Türk milliyetçiliğini yaşam tarzı haline getirememiş, bu yapıyı bünyesinde sindirememiş bir çok büyüğümüz; 70’li ve 80’li yıllarda milliyetçiliğin ve ülkücülüğün çatısı altında yer alırken, şimdilerde kendilerini başka partilerin fikirlerine doğru yöneltmiş, yaşam tarzı haline gelmemiş davaların, boşlukta kalan fikirlerinin hezimetlerini gözler önüne sermişlerdir. Ancak kendini davasına adamış ve ne olursa olsun bu davadan şaşmayan, kişilere, kurumlara takılmadan, Ülkücü- Türk milliyetçiliğini bünyelerinde sindirmiş ve hayatlarının başköşesine yerleştirerek, bir abidevi şahsiyet örneği çizen büyüklerimizin olması da, yaşam tarzımızın davamızla nasıl yoğrulacağını bizlere birer temsil olarak göstermişlerdir.
Sonuç olarak; canlılarda, zekâ seviyesi arttıkça yeniye özlem ve kendini yenileme gücü artar. Çünkü zekâ, tek düze olmayı kabul etmez.  Büyük dava adamı Hüseyin Nihal ATSIZ’a göre; ‘’Türk milliyetçiliğinin özel adı Türkçülüktür. Her meslek erbabının kendi alanında en iyi olması Türkçülüğün yani Türk Milliyetçiliğinin birinci şartıdır.’’. Her birimiz eninde sonunda kendi gözlerimizle dünyaya bakarız. Ve bu dünya; bizim Ülkücü-Türk milliyetçiliğini yaşam tarzı haline getirmiş olduğumuz dünya ise; attığımız her adımda, yaptığımız her işte ve sahip olduğumuz her rütbede bir adım önde olduğumuzu göstermemiz gerektir.  Çünkü, vereceğimiz kararlar tutarlı, atacağımız adımlar emindir. Unutmayalım ki; bir milletin gerçek nüfusu ülkü sahibi, erdemli insanlarının sayısı kadardır!

5 Nisan 2014 Cumartesi

KUR'AN'A GÖRE MUTLULUĞUN 35 YOLU

1-İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.
2- Müddesir 1-5 : Kendini fazla abartma.
3- Tekvir 25-27 : Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
4- Bakara 156 : Çaresizlik tuzağına düşme.
Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
5- Beled 5-6 : Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
6- Hucurat 10 : Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
7- Muhammed 7 : İyiliği karşılık beklemeden yap.
8- Rum 21 : Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
9- Vakıa 83-87 : Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
10- Bakara 263 : Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
11- Furkan 63 : Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
12- İnşirah 1-3 : Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
13- Maun 4-5 : Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
14- Mücadele 7 : Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
15- Rahman 7-9 : Çıkarcı olma. Adil davran.
16- Tekasür 1-2 : Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
17- Tevbe 40 : En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
18- Fatır 19-22 : Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
19- Fecr 27-28 : En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
20- Hakka 33-35 : Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
21- Haşr 10 : Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
22- Kalem 1-2 : Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
23- Münafıkun 4 : Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
24- Saff 2 : Yalandan uzak dur.
25- Yusuf 32-33 : Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.
26- Ankebut 41 : İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
27- Al-i İmran 92 : İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
28- İbrahim 42 : Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
29- İsra 23 : Anne ve babana ‘off’ bile deme.
30- Nisa 149 : Kendini sürekli övmekten uzak dur.
31- Yunus 12 : Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
32- Enfal 56 : Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
33- Furkan 43 : Heveslerini kendine ilah edinme.
34- Necm 3 : İnanma duygunu diri tut.
35- Nisa 58 : Karar verirken, vicdanının sesini duy.

BAYRAK DÜŞÜNCELİ RÜZGAR KÜSKÜN

Bayrak üzgün, rüzgar bitkin
Sessizliğin ortasında bir akşam üstü. Güneş küskünce batıyor. Son bir bakış atıyor, sonra başını önüne eğercesine batmaya devam ediyor.
Üzerinde tarih boyunca milyonlarca şehidin kanını taşıyan bayrağımız, düşünüyor, üzülüyor... Rüzgar da küsmüş, bir zamanlar benden daha hızlı esenler, benden daha iyi kükreyenler, benden daha iyi savuranlar, Türkler...Nerede..? diyor fısıldayarak. Ama üzerinde çok ağır yük taşıyan bayrağımızı kaldıracak kuvveti bulamıyor kendinde. Rüzgar halsiz, rüzgar küskün, rüzgar ümitsiz...
Bayrağımız kızıyor haliyle, asırlardır ben vardım, göklerdeydim, ben ay ve yıldızdım, Türk'ün damarlarındaki kandım, asırlardır Türk'ü izledim, çok sevinçli günlerim oldu,üzüldüğüm günler de oldu, ama hiç umutsuzluğa kapılmamıştım diyor...
Ve titriyor birden bayrağımız, rüzgar bir gayret kaldırmaya çalışıyor omuzlarını, ama rüzgar bitkin... Morali çökmüş, onun ilacı Türklerdi elbet, vatanını umursayan Türkler, uyumayan Türkler.
Sokaklar sakin, millet geçim derdinde. Uyuşturulmuşlar adeta, evet uyuşturulmuşlar. Geçim derdine sokmuşlar onları, eskiden ekmek topraktı, su özgür gök yüzüydü, geçim vatandı... Şimdi her şey para oldu, ekmek para, su para, vatan...para ! Umurlarında değil adeta, evet, sanırım umurlarında değil...
Minareler, asrın hayal kırıklığı ile duruyorlar orada. Camiler, İslam asrın hiç bir döneminde bu denli haince kullanılmamıştı, çıkarlar uğruna. Bu kadar istismar edilmemişti hayasızca,minareler, camiler... Türk'ün adaletini beklercesine dimdik,ayakta,bekliyorlar.
Baştakiler gaz almak için konuşuyorlar, esmeye çalışanlar yarın öbür gün, büyük ihtimal bunu da unutacaklar... Umarım unutulmaz, Bilge Kağan'ın öğüdünü tutarlar umarım, titreyip kendine döner Türk...

18 Mart 2014 Salı

YENİ DOĞAN "TÜRK" YAVRUSU'NA

YENİ DOĞAN "TÜRK" YAVRUSU'NA

Ey, Türk Evlâdı....
Yüce Yaratıcı seni övdü, ve özel niteliklerle bezeyip “TÜRK” çocuğu-yavrusu
olarak yer yüzüne gönderdi.
Bundan böyle, yer yüzü yaşam boyutunda;
Kendini yetiştirmek, geliştirmek, Ataların ve asil soyu’nun şeref ve şânını yüceltmek ve Türklüğün güneşi olmak senin en birinci ve tek vazifendir.
Sen !..
Namuslu, iffetli, faziletli, adaletli-dürüst, şahsiyetli, haysiyetli, yüksek karakterli güçlü ve “özgür” bir “Türk İnsanı” olacaksın.
Türklüğün onur, ilke, töre ve gururundan;
Tam bağımsızlık ve özgürlük rûhundan;
Yiğitlik, civan mertlik, cesaret, azim, irade, sabır, metanet ve insanlık davasından;
Şeref ve şânından asla taviz vermeyeceksin.
Kalbin, milletin ve memleketin için sevgiyle dolu olacak.
TÜRK Atalarına derin bir saygı ve sevgiyle bağlı olacak ve sadık kalacaksın.
Türkçe düşünecek,
Türkçe konuşacak,
Tüm eserlerini Türk dilinde verecek,
Türk dil ve kültürü’ nün evrensel olmasına titizlikle katkıda bulunacaksın.
Doğayı tanıyacak, yürekten sevecek ve ona “sevgiyle-saygıyla”
Samimi bir sahiplenme ve koruma duygusu ile,
Egemen olacaksın.
Türk olarak;
Bütün insanlık âlemi ve varlıkları sevecek,
Doğal dengeyi koruyacak;
Ve bütün canlıların ahenk içinde mutlu olmalarından kendini sorumlu bileceksin.
Yüce yaratıcı’ yı hoşnut kılacak davranışlar ebediyyen seninle olsun.
İyi bir Türk, samimi bir Müslüman ve müstakbelen sorumlu bir İnsan olarak;
Dünyamıza hoş geldin.
Seni, annen, baban ve TÜRK MİLLETİ olarak çok seviyoruz.
ALLAH seni korusun ve daima yanında olsun.
Benim tatlı meleğim.
* “TÜRK DEMEK; Türk’çe düşünmek, Türk’çe konuşmak ve Türk’çe yaşamaktır. Ne Mutlu TÜRK’üm Diyene” 

TÜRKLÜK ÜZERİNE ATATÜRK'ÜN SÖZLERİ...

"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarinin tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." Atatürk
*
"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne en aşağı 7 bin senelik, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; simsek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. " Atatürk
*
"Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Bati Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım! " Atatürk
*
"İstanbul’da çıkan bir gazeteyi Kaşgar'da ki Türk de anlayacaktır." Atatürk
*
"Türkiye Türklerindir." Atatürk
*
"Kanını taşıyandan başkasına inanma!" Atatürk
*
"Dünya yüzünde, Türk’ten daha büyük,ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir." Atatürk
*
"Bir gün, ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler." Atatürk
*
"Milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avı olacaklardır." Atatürk
*
"Türk'lerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir." Atatürk
*
"Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır!” Atatürk
*
“Muhterem milletime sunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin." Atatürk
-
"Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Atatürk
-
"Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir." Atatürk
*
"Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir." Atatürk
*
"Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız." Atatürk
*
"Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır." Atatürk
*
"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." Atatürk
*
"Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde su veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır." Atatürk
*
"Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir." Atatürk
*
"Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İste parola budur." Atatürk
*
"Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük isler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." 
Atatürk
*
"Tas kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedidir" Atatürk
*
"Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir." Atatürk
*
"Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz." Atatürk
*
"Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı’nda benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime mal etmedim.  Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir irkin ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük islerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem sudur: Sahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım.  Çalışmaların en büyüğü budur." Atatürk
*
"Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur." Atatürk
*
"Yeni Türk yazısı, Türk'ün yaradılıştan gelen zeka ve kabiliyetini geliştirebileceğinden yeni yazımızı tarlalarında çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolasan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur." Atatürk
*
"Kanını taşıyandan başkasına inanma!" Atatürk
*
"Milletleri yükselten bu hususa bir amil daha ilave edelim; Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır." Atatürk
*
"Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir." Atatürk
*
"Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük isler yaptık. Bu islerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir." Atatürk
*
"Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir." Atatürk
*
"Su anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim." Atatürk
*
"Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy  gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz.” Atatürk
*
"Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır" Atatürk
*
"Mensup olduğum Türk milletinin san ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır." Atatürk
-
"Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yasamak için şart saymış  bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yasayamaz ve yaşamayacaktır." Atatürk
*
"Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz." Atatürk
*
"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir." Atatürk
*
"Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. "  
Atatürk
*
"Bana, insanlar üstünde bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir."Atatürk
*
"Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır." Atatürk
*
"Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Öylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim." Atatürk
*
"Evvela, millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz." Atatürk
*
"TÜRK çetin isler başarmak için yaratılmıştır!" Atatürk
*
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASIL kanda mevcuttur!" Atatürk
*
"Bir Türk, cihana bedeldir!" Atatürk
*
"Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır." Atatürk

VE
Mustafa Kemal'in
TÜRK şiiri

Gafil, hangi üç asır, hangi asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarih söylememiş bunu,
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alpler' inde Oğuz torunları,
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gökteki gafletten perde,
Hakikat nerede?

8 Mart 2014 Cumartesi

YAĞMUR KOKUSU

 Taze Yağmur Kokusu
İki gündür aralıksız yağmur yağıyor. Hava soğuk… Kış, misafirlik örtüsünü çıkarıp atmış üzerinden. Hayat sersemi gözlerim yeni bir güne daha açılıyor… Taze ekmek kokusuyla ısınayım diye evden çıkıp mahalle fırınına yol alıyorum. Gözümün dokunduğu her şey ıslak…
Dışarda kimsecikler yok. Vakit henüz erken… Bulutların ardına gizlenmiş gökyüzünden okkalı bir nefes çekiyor, canım sıkılmasın diye …hiçbirini tam bilmediğim şarkılardan mırıldanıyorum… Caddenin biraz uzağında kalmış, az ilerdeki çamurlaşmış boş araziyle rastlaşınca birden karıncalar geliyor aklıma. Acaba yağmurlu havalarda, tırnaklarıyla kazıyıp bin bir güçlükle kurdukları yuvaları su alıyor mudur?
Karıncalar için endişelenirken adımlarımı hızlandırıyor, yarım kalmış yoluma devam ediyorum…


 (!)
İnsanları anlamak gerçekten çok zor… Son teknolojiye uygun zırh yapıyorlar ardından o zırhı delebilecek mermi. En güncel ve pratik yazılımlar geliştiriyorlar sonra onları kıracak program. Ölümsüz olmayı arzuluyorlar ama daha fazla yaşamak için birbirlerini yiyorlar…
YAĞMUR BEREKETTİR
Evlerde un yoksa karılmaz hamur
Yağmur için dua düşsün diline
Kara bulutlardan boşandı yağmur
Yağmur berekettir böyle biline.

Yağmayınca yağmur topraklar çatlar
Su geçirmez olsun giyilen botlar
Yağmurla birlikte yeşerir otlar
Yağmur berekettir böyle biline.

Yağmur dilimdedir hep hece hece
Yağmuru istedi kral ve ece
Sesini dinledim bütün bir gece
Yağmur berekettir böyle biline.

Karanlıkta kalan yolu bulur mu?
Oksijen olmadan canlı solur mu?
Yağmur yağmadan buğday olur mu?
Yağmur berekettir böyle biline.

Yıllar kurak geçti canımdan bezdim
Yağmur yağmasını önceden sezdim
Şemsiyemi açtım yağmurda gezdim
Yağmur berekettir böyle biline.
Yağmur berekettir,umuttur,sevgidir,hayattır,sabırdır..! Yağan yağmur ıslatmaz onları Yalnızdırlar belki ama kardeşleri umuttur..! Gülmese de yüzleri,sevilmese de garip yürekleri;hep umut eder,beklerler Sevmeyi çok severler.Yağmur bitmeyen bir aşk hikayesidir....!! Buyrun yağmur seyrine...!!

ÇANAKKALE'DE YAŞANMIŞ BIR OLAY

ÇANAKKALE'DE YAŞANMIŞ BIR OLAY 

> Bu Millet o zamandan bu zamana hangi özelliklerini 
>kaybetti ve ısrarla 
>kaybettirilmeye devam ediyor da bu hale geldi düşünmek gerek... 

> Çanakkale Savaşı sırasında Koca dere köyünde büyük bir sargıyeri 
>kuruluyor. 
>Kimi Urfalı , kimi Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli 
>çok sayıda yaralı getiriliyor... 

> Bunlardan biri Lapsekinin Bey baş Köyündendir ve yarası oldukça 
>ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. 

Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. 

Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından. 

"Ölme ihtimalim çok fazla... Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma ulaştırın..." 

>Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: 
>"Ben... Ben köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç 
>aldıydım... Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını 
>helal etsin" 

>"Sen merak etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını 
>eliyle okşar. 

>Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "söyleyin 
>hakkını helal etsin" olur... 

> Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. 
>Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. 
>Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. 
>İşte yine bir künye veyine bir pusula.Komutan göz yaşlarını silmeye daha 
>fırsat 
>bulamamıştır.Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. 
>Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz... 

> PUSULADAKİ NOT: 

>"Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi 
>beni göremedi.Biraz sonra taarruza kalkacağız.Belki ben dönemem.Arkadaşıma 
>söyleyin ben hakkımı helal ettim." 

> Siz bu olayın neresindesiniz? 

>Türklük davası güdüp de ecdadın ayaklarındaki toz olamayanların, vatan 
>millet sevdasında olup ülkeyi yiyip bitirenlerin ve yetim hakkına bile göz 
>dikip; haksızca hak iddia edenlerin.....................

İBRETLİK BİR OLAY

Şehir içi dolmuşların birinde 20 yaşlarında ince elbiseler giyinmiş genç bir kız utanma duygusunu parçalar bir şekilde açılıp saçılmış fitne sergiliyordu. Arkasında saçı sakalı ağarmış ihtiyar genç kızın halinden dolayı arkasında utançla oturuyordu. Kızın kulağına eğilerek edeple şöyle fısıldadı:
Kızım sana yakışan örtünmektir. Tesettür, insan kurtlarının iştahını kabartan bu şeffaf elbiseden daha faziletlidir. Hem bu hayâyı parçalar fitneye sürükler.
Genç kız şöyle dedi: 
Sana ne kabrime benimle beraber mi gireceksin, cennete ve cehenneme koymak senin elinde mi? Kız ahmaklaşmış adamın üzerine gitmeye başlamıştı. Sonra cüreti ve utanmaz tavırlarını artırdı adamla alay ediyor şöyle diyordu: Al işte cep telefonum Allahı arada bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle. Kız çirkin bir kahkaha attı. Adam çekindi Allaha sığındı Allah bana yeter o ne güzel vekildir dedi ve sustu.

Bu cahil kıza nasihat edeceğine pişman oldu. Sessiz geçen 10 dakikadan sonra şoför durağa gelmiş herkes inmeye başlamıştı herkes genç kızında inmesini bekledi. O arabanın kapısının yakınında oturuyordu ve uyuyup kalmıştı. Adama onu uyandırmasını söylediler. Adam çekinerek onu hafifçe sarstı ve oda yere seriliverdi. Ruhunu yaradanına teslim etmişti. Yolcular gördükleri duruma hayret ederek titrediler ve biz Allahtan geldik ona dönücüleriz diyerek istirca ettiler.
Genç kız yaratıcısıyla alay etmişti. İşte cep telefonum demişti, Allahı ara bana cehennemde hangi odayı ayırıcağını söyle diyordu. Rabbine doğru yola çıkmıstı. İşte hayatı rabbiyle dalga geçtiği sırada sonlanmıştı. Bu ibret tablosu şu hadisi hatırlatıyor. Şüphesiz kul ucunun nereye nereye varacağını düşünmeden Allahı gazaplandıracak bir söz söyler bu sayede cehennemi boylar.