16 Şubat 2014 Pazar

TÜRK ORDUSUNU DOĞRU ANLAMAK

TÜRK ORDUSUNU DOĞRU ANLAMAK

Türkiye'nin sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik konum, doğal zenginlikler, ülkemizi pek çok dış gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu gerçekler ise bizi dış politikada yeni bir açılıma zorlamaktadır.
Türkiye, dünyanın en hassas coğrafyasında yer alan bir ülkedir. Türkiye'nin üç ayrı dış politika yönü, yani Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya, onyıllardır süren çatışmaların ve önümüzdeki onyıllarda süreceği aşikar olan çıkar mücadelelerinin odak noktalarıdır. Sahip olduğu güçlü Osmanlı mirası, stratejik konum, doğal zenginlikler, Türkiye'yi pek çok dış gücün hedefi haline getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. Bu tehditlere karşı Türkiye'nin en büyük güvencesi ise, her zaman kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri olmuştur.
Geçmişe baktığımızda, kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti'nin dış düşmanlar tarafından tehdit edildiğini ve her defasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kahramanca mücadelesi ve basiretli taktik ve stratejileri vesilesiyle bunları bertaraf ettiğini görebiliriz.
Örneğin;
• Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, Türk ordusunun işgal altındaki yurdumuzu kurtarmasıyla mümkün olmuştur. Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordunun Ermenilere karşı kazandığı zafer, ardından Batı cephesinde İsmet Paşa ve Mustafa Kemal Paşa'nın komutasındaki kahraman birliklerimizin zaferiyle perçinlenmiştir. Tüm dünyanın şaşkınlık ve hayranlığı içinde yurdu düşman işgalinden kurtaran Türk ordusu, pek az ülkede başarılabilen bir zafere imza atmıştır.
• Milli Mücadele'nin ardından Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte, genç Türkiye Cumhuriyeti başka tehditlerin hedefi haline gelmiştir ve bu tehditlerin karşısında yurdumuzun en büyük güvencesi yine Türk ordusu olmuştur. Büyük Önder Atatürk'ün basiretli dış politikası Türkiye'yi Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi önemli ittifaklar içine alarak korurken, giderek yükselen Faşist İtalya'nın yayılmacı siyasetine karşı, Türk ordusunun güçlü, disiplinli ve gözü pek karakteri önemli bir caydırıcılık üstlenmiştir. II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nın Yunanistan'ı işgal ederek Türkiye'nin yanı başına kadar gelmesi, ancak Türkiye'ye girmekten imtina etmesinde de, Türk ordusunun caydırıcılığının yine önemli bir rol üstlendiği inkar edilemez.
• II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye'ye yönelik en büyük tehdit ise Sovyetler Birliği'dir. Tüm Doğu Avrupa'yı işgal eden Kızılordu'nun, Rusya'nın Türkiye üzerindeki tarihsel emelleri de hesaba katılırsa, Türkiye'yi işgal etmeyi de planladığı açıktır. Ancak buna cesaret edememişlerdir. Bunda, Türkiye'nin NATO'ya katılmasının da büyük rolü olsa da, Türk ordusunun caydırıcılığının da önemli bir pay taşıdığı açıktır. Amerika'nın müttefiklerine yaptığı yardım, Sovyetler'i Vietnam'da veya Kamboçya'da caydıramamış ve durduramamışken, Türkiye'deki caydırıcılığın sadece Amerikan desteğinden değil, asıl olarak Türkiye'nin gücünden kaynaklandığı açıktır. Bu gücün özü ve ifadesi ise kuşkusuz Türk Ordusu'dur.
Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin yaşadığı en önemli dış politika krizi ise Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs'taki Türk soydaşlarımıza karşı fanatik Rumların yürüttüğü soykırım, ancak Türk Ordusu'nun 1974 yılında düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı ile son bulmuştur. Harekatı büyük bir başarı ile yürüterek kuşatma altındaki Türk bölgelerini kurtaran birliklerimiz, o günden bu yana da adada barış ve huzurun en büyük güvencesidir. 1974 öncesinde ada adeta bir kan gölüne dönmüş iken, o zamandan bu yana kan dökülmemiştir ve bunda en büyük pay, Türk Silahlı Kuvvetleri'nindir.
Türk ordusu, 1980 sonrası dönemde Türkiye'nin en büyük sorunu haline gelen bölücü terör örgütüne karşı verilen mücadeleyi de başarıyla yürütmüştür. Düzenli orduların, gerilla taktikleri kullanan terör örgütlerine karşı tam bir başarı sağlayamadıkları tüm dünyada bilinen genel bir olgudur. Oysaki Türk Silahlı Kuvvetleri bu kuralı bozmuş, olağanüstü derecede sabırlı, azimli, disiplinli ve fedakara ne bir mücadele vererek dünyanın en organize ve en kanlı terör örgütlerinden biri olan ve arkasında pek çok dış destek bulunan PKK'yı çökertmiştir. Terör örgütünün liderinin yakalanması, TSK'nin örgütü askeri yönden yenilgiye uğratmasının sonucunda elde edilmiş bir neticedir. (Nitekim bu yakalama da, TSK komuta kademesinin terör örgütünün liderini yıllarca barındırmış olan Suriye'ye karşı yaptığı uyarıdan sonra mümkün olmuştur.)
Türk Silahlı Kuvvetleri sadece askeri gücüyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin stratejik meseleleri konusundaki birikimi ve çalışmaları ile de ülkemizin güvencesi olmaya devam etmektedir. Ordumuzun kurmay kadroları, Türkiye'nin tüm milli meselelerini dikkatle izlemekte, etüt etmekte ve bu meselelerde izlenmesi gereken politikalar konusunda sivil otoriteye yardımcı olmaktadır. Örneğin Kıbrıs meselesinde Türkiye'nin KKTC'ye ve Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a verdiği destekte, TSK'nin bu hassas konudaki isabetli analizlerinin ve öngörülerinin büyük rolü vardır.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye'nin stratejik meseleleri konusunda sivil otoriteyle uyum içinde politikalar, halen ülkemiz için yol gösterici olmaya devam etmektedir. Bu politikaların isabetini gösteren son bir örnek, Irak'ta yaşanan savaş konusunda Türkiye'nin izlediği tutum olmuştur.

Milletimizin Orduya Bakışı

Milletimiz askerliği kutsal bir görev saymış, asker ocağını "peygamber ocağı" olarak bilmiştir. Bu kutsiyet duygusu bugün de tüm canlılığıyla sürmektedir. Batılı ülkelerde askerlik para kazanmak için girilen bir "meslek" iken, Türk gençleri için seve seve yapılan bir "vatan hizmeti"dir. Bölücü terör örgütüne karşı yürütülen çetin mücadele, bu bilinçle kazanılmıştır.
Bu bilincin sürekli olarak ayakta tutulması ve yeni nesillere aynı coşkuyla aktarılması ise, devletimizin gücü ve bekası açısından son derece önemli bir meseledir. Bu gerçek göz önünde bulundurulursa, TSK ile devletin diğer kurumlarının arasını açmaya çalışan ve hatta sanki TSK'nın Türk milletinin değerlerinden uzakmış gibi göstermeye çalışan dış kaynaklı telkinlerin sinsi bir planın parçası olduğu anlaşılır. TSK, Türk Milleti'nin içinden çıkmış kahraman vatan evlatlarından oluşmaktadır ve Türk Milleti'nin değer, inanç ve ideallerinin hepsi TSK tarafından paylaşılmakta ve temsil edilmektedir. Milletimiz de bu gerçeğin bilincindedir ve nitekim yapılan kamuoyu araştırmalarında "en çok güvendiğiniz devlet kurumu hangisidir" sorusuna hep birinci olan "Türk Silahlı Kuvvetleri" cevabının alınması da bunun göstergesidir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri konusundaki hassasiyeti ve bu değerleri korumaktaki kararlılığı ise devletimiz ve milletimiz için büyük bir güvencedir. Çünkü bu temel nitelikler, Türkiye'nin hem muasır medeniyetler seviyesine ulaşması, hem de toplumda başta din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere tüm sivil özgürlüklerin yaşanabilmesinin garantisidir. Burada TSK'nın bazı konulardaki görüşlerinin isabetliliğine işaret etmekte yarar görüyoruz:
• Atatürk İlkelerinin Korunması: TSK'nın bu konuda gösterdiği hassasiyet, başta da belirttiğimiz gibi ülkemiz için büyük bir güvencedir. Çünkü geçmişte ülkemizi Atatürk'ün yolundan ayırmak veya Atatürk'ün yolunu kasten yanlış yorumlayarak çarpıtmak isteyen akımlar olmuştur. Örneğin, Atatürk'ün dini inançlara son derece saygılı olan laiklik anlayışını kendi materyalist ideolojilerine kılıf haline getirmek isteyenler; veya onun milli ve demokratik karakterdeki devrimlerini çarpıtarak kendi hayallerindeki komünist devrim projelerine benzetmek isteyenler olmuştur. Buna karşı TSK her zaman için gerçek Atatürkçülüğü savunmuştur. Ilımlı ve barış yanlısı bir dış politika, dine saygılı laiklik anlayışı, etnik değil kültürel temele ("Ne Mutlu Türküm Diyene" formülüne) dayalı milliyetçilik, Batı dünyası ile yakınlaşma ve işbirliği, ekonomik meselelerde pragmatizm, söz konusu gerçek Atatürkçülüğün temel unsurları arasında sayılabilir.

Avrupa Birliği Süreci

Avrupa Birliği için gerekli düzenlemeler yapılırken, Türkiye'nin bu önemli meselesinde bölücü ideoloji sahiplerinin "kazanım" olarak göreceği bir takım tavizler verilmemesine de dikkat edilmelidir. TSK, bölücü terörle 20 yıl başarıyla savaşmış ve onu yenmiş bir kurum olarak, bu önemli hususu görmekte ve buna dikkat çekmektedir.
• Avrupa Birliğine Üyelik Süreci: Atatürk'ün muasır medeniyetler hedefinin günümüzde Türkiye için en somut ifadesi kuşkusuz Avrupa Birliği'ne üyelik sürecidir. Bu milli hedeftir ve asla terk edilemez. Ancak Avrupa Birliği'ne üye olmak için Türkiye'den istenen bir takım yapısal değişikliklerin Türkiye'nin özel şartlarının da gözetilerek değerlendirilmesi zorunludur. Çünkü Türkiye Avrupa Birliği üyelerinin hiç birinin karşı karşıya kalmadığı özel sorunlarla karşı karşıyadır. Dünyanın en kanlı terör örgütlerinden biri, ülkemiz içindeki bir etnik köken farklılığını sömürerek 20 yıla yakın bir süre Türkiye'de kan akıtmıştır. Avrupa Birliği için gerekli düzenlemeler yapılırken, Türkiye'nin bu önemli meselesinde bölücü ideoloji sahiplerinin "kazanım" olarak göreceği bir takım tavizler verilmemesine de dikkat edilmelidir. TSK, bölücü terörle 20 yıl başarıyla savaşmış ve onu yenmiş bir kurum olarak, bu önemli hususu görmekte ve buna dikkat çekmektedir. Tüm devlet kurumlarımızın, sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin bu hususa aynı duyarlığı göstermesi, yerinde bir davranış olacaktır.
• Dinin Doğru Anlaşılması: Türk Silahlı Kuvvetleri başta da belirttiğimiz gibi Türk Milleti'nin içinden çıkmıştır ve milletimizin tüm kutsal değerlerini benimsemektedir. Bu değerlerin başında da yüce dinimiz İslam gelir. Ancak bugün dünyamızda İslamiyet'i yanlış yorumlayan, bir takım radikal siyasi ideolojilere hatta terörizme kılıf bulmak üzere çarpıtan akımların varlığı da malumdur. 11 Eylül terör saldırıları, bu akımların dünya çapında ne kadar büyük bir tehdit haline geldiğini açıkça göstermiştir. TSK'nın dini meselelerdeki dileği ise, bu gibi çarpık akımların fikriyatının yerine, milletimizin İslam'ın doğrusunu ve özünü öğrenmesidir. Kuran-ı Kerim'in Türkçe'ye çevrilmesini, hutbelerin Türkçe olarak okutulmasını sağlayan, "dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum" diyen Büyük Önder Atatürk'ün yaklaşımı da zaten bu yöndedir.
Tüm bunlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, sahip olduğu büyük birikim ve vizyonla, azim ve kararlılıkla, fedakarlık ve vazife bilinciyle, devletimizin ve milletimizin bekasının en büyük güvencelerinden biri olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu gerçeği milletimizin her ferdinin iyi anlaması gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Türkiye, dünyanın çok sorunlu, istikrarsız ve kritik bir bölgesinde yer almaktadır. Bu bölgede bir ülkenin güvenli, istikrarlı, müreffeh ve baki olabilmesi için, büyük bir askeri güce sahip olması gerektiği aşikardır. Irak'taki savaş ve bu savaşla birlikte bir kez daha gündeme gelen Kuzey Irak meselesi, kahraman ordumuzun gücünün ve basiretinin ülkemizin en büyük güvencesi olduğunu bizlere bir kez daha hissettirmiştir. Onyıllardır tüm Ortadoğu'ya dehşet saçan Sadddam Hüseyin gibi saldırgan diktatörlere; Türkler ile Kürtler arasındaki tarihsel dostluk ve kardeşliği hiçe sayarak milletimize ve devletimize (ve Kuzey Iraklı Türkmenlere) koyu bir husumet besleyen bazı Kuzey Iraklı Kürt hareketlerine; bölge üzerinde emeller besleyen bu emeller uğruna Türkiye'nin milli menfaatlerini sarsabilecek büyük güçlere ve tüm diğer potansiyel tehditlere karşı en büyük güvencemiz, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Milletimizin her ferdinin bu bilinç içinde ordumuza sahip çıkması, "asker millet" ruhunu yaşaması ve yaşatması gerekmektedir.