29 Ocak 2015 Perşembe

BAŞBUĞ’DAN TÜRK GENÇLİĞİNE

GENÇLERE HİTAP
Genç Arkadaşlarım;
Aziz gençler,
Sizlerin partiye kaydınız yenidir, fakat her milliyetçi gibi, kayıttan önce de bizdendiniz.
Zira biz devlet idaresini, Türk Milletinin tarihî kıymet ‘hükümlerine; maşerî vicdanlarına, İslâmî ahlâkına dayandırmanın lüzum ve zaruretini dâva ediyoruz, bu unsurlara dayanarak güç ve kuvvet kazanacağımıza inanıyoruz. Daha da ileri giderek diyoruz ki, millî, ahlâkî, tarihî vasıflarımızı inkâr ederek, değiştirerek, kısacası Türklükten çıkarak kuvvet kazanılacaksa bunun karşısındayız. “Zira kurt karın doyurmak için köpekliğe razı olmaz.”
Aziz arkadaşlarım,
Milletimiz tarihin hangi çağında kendinden başkalarına özenmiş, başkalarına benzemeye gayret etmişse zaafa düşmüş ve devleti dağılmıştır. Ne zaman kendine dönmüş, kendi benliğinin cevherine dayanmışsa dünyayı titreten bir güç olmuştur.
Bilge Kağanın Orhun taşlarına kazdığı ebedî öğüt gerçeği bildiriyor: “Ey Türk titre kendine dön.”
Kendine dönüş başlamıştır. Yıllar yılı suçmuş gibi görülen milliyetçilik yeniden parlamıştır. O kadar ki, 29 yıldır milliyetçiliği ağzına almayan ve genç subayları, ihtiyar âlimleri, üniversiteli aydınları milliyetçilikle suçlayıp “Tabutluk” işkencesine tâbi tutan kişiler bile “biz milliyetçiyiz” demek zorunda kalmışlardır.
Yıllardır liderlerinin izinde yürüyen, kelimelerini onun mefhumlarına göre seçen kişiler, yedi yıl önce milliyetçilerin yurt dışına sürülmesini alkışlayan kimseler bugün yeni kurdukları partinin milliyetçi olduğunu ilân etmektedirler. Hattâ oportünist, sosyalist, komünist, mason beynelmilelciler bile milliyetçi görünmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bu büyük bir zaferdir ve kazanılmıştır.
Otuz yıldır süren savaştan galip çıkan biziz. Zira silâhımız Türk’ün tarihî, Türk’ün mâneviyatı, Türk’ün realitesi, hülâsa edelim; Türk’ün kendisi idi. Onların silâhı; ifsat, iftira, sövgü, yergi, menfaat, hırs, yalan, dolandı.
Anadolu’da “Yel kayadan ne koparır” derler. Tezvir yeli Türklük kayasına çarptı ve dağıldı.
Birinci merhale aşılmıştır, milliyetçilik, Türkçülük dosta düşmana kabul ettirilmiştir.
Şimdi ikinci devre başlamıştır, milliyetçilik siyasî ve idarî tatbikata geçmelidir.
Bunu da başaracağız. Zira 30 milyon Türk’le beraber 100 milyon Türklüğün kudretini kalbimizde duyuyoruz.
Genç arkadaşlarım;
Hür, müreffeh ve kudretli bir Türkiye kurmalıyız. Hem de çok çabuk, çok hızlı, hiç vakit kaybetmeden. Heba edilen 150 yıldan sonra 1960′dan bu yana 9 sene zaaflar tereddütler, küçük oyunlarla heder edildi. 9 yıl çok zamandı, aşk ile, imân ile, ilim ile girişilecek bir savaşı sona erdirmeye yeterdi. Üzüntümüz budur. Millet hayatının 9 yılını şahsî kaprisleri uğruna israf edenlere lânet ediyoruz. Dâvamız şahısları ile değil tutumları iledir.
Aziz Arkadaşlarım;
Güçlenme yolunda ilk yapılacak iş sanayileşmedir. Bugün dünya yüzünde nüfusu ve toprak sahası ne kadar küçük olursa olsun sanayii kuvvetli olan memleket kuvvetli memlekettir. Tekniğin ilerlemesi, atom ve füze silâhlarının harp sahasına girmesi buna sahip olanlarla olmayanlar arasında büyük farklar yaratmıştır. Biz dünya yüzünde çağdaşımız olan ileri tekniğin sahipleri ile bir hizaya gelmek mecburiyetindeyiz. Varlığımızın garantisini ilelebet müttefik yardımlarına bırakamayız. Bu gerçek bir emniyet değildir. Yarın ya iç fesatçıların teşviki ile NATO’dan çıkmak veya bir Rus-Amerikan uzlaşması ile NATO dağılmak durumuna gelirse yeni ittifaklar mı arayacağız? Hayır arkadaşlarım, kendini savunur, kendi silâhını yapar, kendine yeter bir millet olmalıyız. Bu sanayileşmekle kabildir. Devletin de, ferdin de bütün imkânları sanayie yönelecektir. Köylerde yaşayan nüfusun dörtte üçü sanayide olacaktır. Bu suretle hem boş duran, boş durduğu için birbirini kıran vatandaşlarımız iş bulacak, rahat edecek, emeğinin nimetini görecek, hem Türkiye istihsali artacak, kendine yetecek ve yabancılara satılacaktır. Hem ziraatteki nüfus azalarak bugün çiftçi nüfus başına (8) dönüm düşen toprak 250 dönümden aşağı düşmeyen aile çiftlikleri haline gelecektir.
Sanayileşen Türkiye’de dağınık köyler birleştirilerek yeni şehirler kurulacaktır. Bir fabrika, Karabük gibi 12 evlik bir köyü 55 bin nüfuslu bir şehir yapmıştır. Sosyal ve ekonomik kaide budur. Bir işyeri 6 kişiyi başına toplar ve besler. Yeraltı madenleri ve yerüstü su enerjileri ile Türkiye kısa zamanda sanayileşecek imkâna sahiptir. Bu imkân kullanılmalıdır.
Mamul sanayi mallarımız için müşteriler hazırdır. İstihlâk haddi fazla, iştirak kabiliyeti kuvvetli, tarihî, dinî, stratejik birliğe sahip olduğumuz petrolcü güney komşularımız kendileri için en ucuz malları Türkiye’den alacaklardır.
Bu sanayiin kurulma ve gelişmesi için eğitimin yönü tekniğe çevrilecek her sene üniversite kapılarında ıstırapla inleyen gençlik, yeni yeni teknik ilimler öğreten fakültelere yerleşecek, yüzbinlerce mühendis ve teknisyen yeni Türkiye’yi, Büyük Türkiye’nin çekirdeğini kısa zamanda gerçekleştireceklerdir.
Kudretimizin kaynağı, ümidimizin mihrakı, yarınımızın teminatı sizlersiniz, aziz gençlerimiz.
TÜRK GENÇLİĞİNİN HEDEFLERİ
Ülke ve ulusların bugünü için ve yarını için umut kaynağı olan gençlik, aynı zamanda, bir devletin devamlılık konusundaki güvenidir. Önemi büyüktür, yücedir.
Üzülerek belirtmek gerekir ki, bugüne kadar ülkemizde gençlik konusu bir millî dâva olarak ele alınmamış, gençliğe hizmet yolunda bir metod tesbit edilmemiştir.
Türk Gençliği, Türk Milletinin geleceğinin biricik ümidi ve kurtuluş kaynağıdır. Bu görüşle gençleri teşkilâtlandırmak, memleket kalkınmasında başarılı hizmetler yapmaları için hazırlamak ve yetiştirmek gereklidir.
Bugüne kadar yöneticiler tarafından gençliğin hamle gücü değerlendirilmemiş ve gençlik gelişi güzel bir atmosfer içende sosyal, ekonomik, siyasal, teknik imkânsızlıklar karşısında yapayalnız ve yardımsız bırakılmıştır.
Gençliğin ruh ve beden sağlığı büyük ölçüde ihmale uğramıştır. İyilik, doğruluk, güzellik, gerçek ülküsü ve ilmin meydana getirdiği sonuçlar sistemli bir şekilde gençliğe verilmemiş ve gençliğin temel eğitimi görüntüler ve tesadüflere dayandırılmıştır.
Devletin gençliğe ait yükümlülükleri yerine getirilmemiştir. Gençlik zümrecilik ve kaba particilik anlayışı içinde lider kadroların ülke yararına çizilmeyen dar fikirler hücresine kapatılmak istenmiştir. Partiler gençliği bir bütün olarak görmek ve ana programlar düzeni içinde bu millî dâvayı çözümlemek yolunu seçmemiş, yabancı fikir ve politika akımlarının tesirinden doğacak zararlı sonuçlan düşünmemiş, gereken tedbirleri almamıştır. Sonuç olarak, diyebiliriz ki, gençlik yetişimi Türkiye’de nicelik yönünden olduğu kadar, nitelik bakımından da yetersiz bırakılmıştır.
Gençlik, yorgun ve yıpranmış yetişkinlerin baskı ve istismarına hedef kabul edilmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen, yetişimi eksik ve kusurlu olmakla beraber, genç kuşakların formasyonu yaşlı kuşaklardan ileridir. Yarına güvenimiz de bundan doğmaktadır. Bunu mutluluk sayarız. Bugün dünya nüfusunun üçte biri gençlerden müteşekkildir. Bu rakam küçümsenemez, hele az gelişmiş ülkelerde ise toplam nüfusun yarısını bulmaktadır. Bu ülkelerde gençlik toplum sorunları ile uğraşmakta ve daha aktif bir rol oynamaya hazırlanmaktadır.
Türkiye’de gençliğin oranı, toplam nüfusun %40’ını aşkındır. Türk gençliği diğer az gelişmiş ülke gençlerine oranla daha fazla çağdaş uygarlık düzeyinde, meselelerin güç ve daha nâzik duruma gelmiş olması idrâki içinde itici, hamleci kuvvet olma zorunluğundadır. Türk Milletinin birliği, Türk Vatanının ve Devletinin egemenliği ve bütünlüğü temel değerini korumak ve bunu bozmak için çaba gösteren fesat güçlere karşı savaşmak bilincini ve heyecanını daima taşımalıdır.
Doğu ve Batı ülkeleri kendi gençliklerinin önemli rolünü bilerek, gençlik politika ve hedeflerini tahakkuk ettirmişlerdir, ettirmektedirler. Bunun yanında dünya ülkelerinin gençliğine ve onun problemlerine, kendi görüşlerini kazandırmak için, uygulanacak politikanın tesbit, tatbik ve tahliline eğilmişlerdir.
GENÇLİK ANLAYIŞIMIZ
Gençlik, hür düşüncenin ve beşer aklının varlığında yeni bir davranış ve gelişecek toplum yapısının temel güç, enerji ve ümit kaynağıdır. Gençlik, politika hedeflerini tahakkuk ettirici, yükseltici, ilerleticidir.
Biz Türkiye’de fikir, ruh ve beden sağlığı, fikri hür, vicdanı hür, ezilmeyen ve ezmeye hevesli olmayan yüksek bir irâdeye sahip, devletin ve milletin geleceğini, sorumluluğunu taşımaya hazırlanan, nefsine güveni olan gençlik istiyoruz.
Bu ruh ve şuurla yoğrulacak Türk gençliğini sosyal, kültürel, ekonomik kalkınma dâvamızın çözümcüleri, millî varlığı ayakta tutan, yücelten, bölünmezliğini sağlayan güçlü bir temel aksiyon varlığı kabul ediyoruz. Gençliği geleceğin kuvvetli ve müreffeh Türkiye’sinin ana yapısını teşkil eden bir unsur olarak ve yüksek idarecileri olarak görüyoruz.
Türk gençliği ayrılmaz bir bütündür, bölücü çabaların sermayesi ve oyuncağı değildir.
GAYE VE HEDEF
Türk gençliğinin gayesi, Türkiye’de insan hak ve hürriyetlerini, kişinin ve toplumun refah ve huzurunu, sosyal güvenliğini gerçekleştirecek ve teminata bağlayacak bir devlet düzeninin ve yönetiminin bütün müesseseleri ile birlikte hızla kurulmasını sağlamak ve Türkiye Cumhuriyetinin hürriyet, barış, hizmet ve refah devleti olarak inşa ve gelişmesinde aksiyoner kitle haline gelmektedir. Hedef ise: Çağdaş insanlığın ortak medeniyetine yapıcı olarak katılmaktır. Bu amaçla Türk gençliği olarak devletin bütün güç ve imkânlarının ileri bir hayat tarzı kurmak ve yaşatmak için seferber edilmesini, milletin çağdaş ilim ve tekniğe göre teçhiz ve teşkilâtlanmasını gerekli görmekteyiz. Devletin yönetiminde, toplum hayatında ve gençliğin yetiştirilmesinde ilmî düşünce ve plân ilkesinin egemenliğini istiyoruz.
Türk gençliği bu gayeye:
a- Milliyetçi, maneviyatçı, sosyal, hukuk devleti ülküsüne;
b- Milliyetçilik, Ülkücülük, Ahlâkçılık, İlimcilik, Toplumculuk, Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik, Gelişmecilik ve Halkçılık, Köycülük,  Endüstricilik ve Teknikçilik ilkelerine samimiyetle bağlanmakla ulaşabilir kanısındayız.
GENÇLİĞE TAAHHÜTLERİMİZ
Biz Türk Milletinin çağdaş uygarlığa ulaşması için Türk Gençliğinin:
a- Millî kültüre sahip kılınmasını, benliğinin korunmasını, nesilden nesile geliştirilerek ulaştırılmasını,
b- Fikrî ve fizikî gelişmesinin modern bilim ve yaşama düzeyinde gerekli yetenekte sağlanmasını, şart görüyoruz.
Bu amaçla:
1-Kültür ve eğitim müesseselerinin bilim düzeyinde verimlilik ve rasyonellik ilkesine uyarak kurulmasını, cihazlandırılmasını, meslekî ve sosyal tertibin modern milletler ölçülerine göre geliştirilmesini sağlamalıdır.
2-Fırsat ve imkân eşitliği hiç şaşmaz hedefimizdir.
3-Millet gençliğinin tümüne sosyal sigorta garantisi tatbik edilmelidir.
4-Gençliğin tümüne parasız sağlık hizmeti temin edilmelidir.
5-Çocuklar ve gençler çalışma şartlarından özel olarak korunmalıdır.
6-Eğitim ve kültür tesisleri yurt sathında dengesiz dağıtılmamalıdır.
NETİCE
Üniversite gençliği tek bir ülkü etrafında toplanmalıdır, o da: Milliyetçilik, Türkçülük şuurudur.Türkiye sınırları içinde yaşayan vatandaşlar bölge, kök, din, mezhep farkı gözetilmeksizin Türk Milletinin öz evlâtlarıdır. Bunların vatanın yükseltilmesi ve Türklüğün güçlü, ileri bir varlık haline getirilmesi yolunda el ele çalışmalarını sağlamak ve birleşik millî ülkümüze doğru koşturmak, Türk gençliğinin başta gelen ödevlerindendir.
Ayrıca gençliğin, milliyetçi görüşleri benimsemesi vatan ve millet yararına hepimize çok, pek çok şeyler kazandırır.
Üniversite gençliğinin, maddî durumu çok iyi olanlar hariç, bütün hepsinin iaşe, giyim, yatma külfeti ile bütün ders, araç ve kitaplarının masraflarını devlet üzerine almalıdır.
Burslar bu amaçla çok geniş imkânlar ile genişletilmelidir. Bundan başka üniversite gençliği tatil devrelerinde halka ve köye, bunların meselelerine inmek vs. dertleriyle dâvalarını yakından bilmek, kavramak için aralarına girerek ve hattâ köy kalkınmasında fiilen, bedenen çalışması kat’i olarak gerekir.
BÜYÜK HEDEF
Ben Türk Milletini;
Sokaklarda ıspanak fiatına satılan demokrasiye; Rüşvetle, hile ile, çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine; Ahlâk’tan mahrum bir hürriyete; Tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir ekonomiye çağırmıyorum.
Türklük şuûr ve gururuna, İslâm ahlâk ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası hak yolu, hakikat yolu, ALLAH yoluna çağırıyorum. Modern medeniyetin en ön safına geçmek üzere çağlar üzerinden sıçramaya çağırıyorum.
Hareketin adını isteyenlere açıkça ilân ediyorum: Yeniden maneviyâta dönüş…
Hedefimiz Türkiye’yi aç hürler, tok esirler ülkesi yapmamaktadır. Bu yolda bizi tavizkâr politikacı olarak itham edenler, Türk’ün yüce varlığını anlayamayanlardır. Unutmamalıdır ki, bir çiftçinin toprağa tohum saçması, tarlaya tâviz vermesi demek değildir. Toprağı değerlendirmesi ve verimli kılması demektir. Bizim hareketimizin de mânâ ve ruhu budur.
Yine unutulmamalıdır ki, medeniyetler, devletler para ile değil, inançla kurulurlar; parasızlıktan değil, inançsızlıktan çökerler.
Türk Aydınları; Türk Gençliği, buluşma yerimiz Büyük Türkiye’dir. Buluşma noktamız imanlı Türk ferdinin kafası, kalbi ve cevher-i aslîsidir. Bugüne kadar olduğu gibi Türk halkını yalnız kendi yazdığınız kitabı okumaya, yalnız kendi söylediklerinizi dinlemeye çağırmayınız. Siz de onun söylediklerini dinlemeye, onun okuduğu kitabı okumaya, onu tanımaya, anlamaya koşunuz.
O zaman buluşma yeri ve ırktaşında asgarî müştereklerde değil, azamî müştereklerde birleşeceğiz.
Türk Milletini iktidarları için bir basamak, demokrasiyi de sadece bir rey düzeni olarak kabul eden görüş, bizim görüşümüz değildir.
Saflarımız, Türk Milleti’nin ve Devletinin ebedî hayatını düşünen milliyetçilerin, vatanseverlerin meydana getirdiği bir saftır.
Anadolu’nun dağlarında, ovalarında bir Eyüb Peygamber sabrı ile dolaşan, çalışan, kahırkeş, çilekeş çiftçi, işçi topyekûn yurt çocuklarını bu mânevî dâvamıza dâvet ediyoruz.
Vazifemiz; “ALLAH, taşıyacağımızdan daha fazla yük yüklemez” inancı içinde çalışan, yürüyen bu insanların inançları ile istihza ve istiskal değildir. Onların yükünü omuzlamaktır, onların haklarını çaIanlarla; rızıklarına, emeklerine el uzatanlarla mücadeledir.
Bu mücadelemiz içte ve dışta yılmadan devam edecek ve bu yolda Allah’ın izni ile mutlaka muvaffak olacağız. Çünkü yolumuz hak ve hakikat yoludur.
Bu ülkede teknik üniversitelerin, fen fakültelerinin lâboratuvarları ile Yüksek İlâhiyat Akademileri’nin koridorları birleştirilmelidir. Bugün “madde” ve “mânâ” felsefesi insanlığı bir çıkmaza doğru sürüklemektedir. Oysa madde ve mânâ ne birbirinin aynı, ne de birbirlerinden gayridir. İnsanlığı ve milletleri gerçek mutluluğa götürecek yol, mutlaka ilmin ve ahlâkın basamaklarından geçmelidir.
Türk Milleti bu yolda birçok örnekler vermiş, insanlığa önderlik etmiştir. Bugün yine Milletimizin ve aynı zamanda insanlığın mutluluk tohumları bu topraklarda gizlidir.
Türkiye ve Türk Milletinin karakteri içerden ve  dışardan çok iyi kıymetlendirilmelidir. Kore yaylasında kopan bir fırtına, kendi sahillerinde söner. Vietnam’da kopan bir fırtına, ancak kendi sahillerini yalar; Himalayalar’da kopan bir fırtına dâhi Hint Okyanusu’nda kırılabilir. Fakat, Anadolu yaylasında kopan bir fırtına bütün dünyâyı tesir altına alabilir. Bunun böylece bilinmesi ve değerlendirilmesi gerek.
Alparslan TÜRKEŞ

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

.