1 Mart 2015 Pazar

SEVGİSİZ VİCDANLAR

Her kim olursanız olunuz; vicdanınız sizin ruh hakeminizdir; o hakem sahtekârlık yapıyorsa sizin ruhunuz tam sahtekâr olmuş demektir. Böyle bir durumda karşımıza çıkan tablo; insanlar arasında ayırımlar yaparak, ötekileştirerek benlerini tatmin eden kin ve nefret kusan sahte dinci kimlikliler toplumu kandırmaya devam eder.
Toplumu her türlü ayırım modelini kullanarak ayrıştıran, düşman eden, nefret duygularını keskinleştiren bir politikacıyı nasıl bilirsiniz?
Her halde ‘çok iyi’ demezsiniz, tıpkı musalla taşında mevtaya kerhen de olsa ya da adet üzerine de olsa!..
Ayrıştırmadan benliklerimizi kin ve nefret duygusuyla beslenmiş egoların oluşturduğu çemberin içinden çıkmanın yolunu aramayıp; tıpkı suya düşenin yılana sarıldığı gibi bugün de politikacının yalanına sarılıyor insanlar…
Bugün toplum bu yanlış tabloyla iç içe yaşıyor!..
***
Bu zihniyetin egemen olduğu toplumda beklenmedik kötü şeyler olmaya başlıyor. Senin-benim-bizim gibi düşünmeyenler ‘kötü’ oluyor, sadece ‘ben’ler öne çıkıyor, benlerin egemen olduğu düşünceler büyüyor, egomuz doruğa çıkıyor!..
‘Ben’i’, benleri törpüleyemediğimiz için, yontamadığımız için ‘bizim’ diyemediğimiz için işler tam yumaklaşıyor. Birlik ve bütünlük ardiyeye alınıyor, birliğe ikna edilmediğimiz / etmediğimiz için düşmanlıklar keskinleşiyor, toplum kamplaşmaya başlıyor!.. Kardeşlik, barış söylemlerine destek veren türküler bile sadece kulağa hoş gelen ‘nağme’ olarak kalıyor.
Vicdan hakeminin egemen olamadığı kısır döngülerin işgaline uğramış bir ruh ne edebiyattan, ne şiirden, ne sanattan, ne de milli ve manevi değerlerden nasiplenir; bu değerlerden fakir bir ruh halimizle yaşar gideriz.
***
Toplumu din marketçiliğiyle kandıran politikacıları destekleyen vatandaş kitleleri; Tanrı’ya şirk koşma anlamına gelen yatırlardan medet ummak, onlara umut mumları yakmak, ağaç dallarına bez parçaları bağlamak gibi tuhaf batıl inançları benimsediler. Bunlardan medet umdular, onları asla yadırgamıyorum, asla hakir de görmüyorum. Aslında bu ziyaretler, ta Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan bozkır kültürün bir devamıdır. Esas sorun, hakka Kuran dışı, uydurma hadislerle Emevi Kültürünün “din” diye sunulmasıdır. Çünkü bu vatandaş kitleleri o çok yüzlü, mürai, sahtekar politikacılara yıllarca oy verdiler ve onlardan ‘güzel şeyler’ beklediler.
Peki, beklentilerine yanıt aldılar mı?
Hayır!
Aksine her geçen gün daha da kötü duruma düştüler!
Yıllarca paranın esir aldığı ruhlar canavarlaştı, doyumsuz oldular, paraya taptılar, ‘adamın dini de, imanı da para’ oldu. Aldatmacalarını gizlemek için kendilerinin söylediklerine kendilerinin dahi inanmadığı siyasetçilere ‘taptılar’! Birileri birilerinin, af edersiniz, g…k.. oluverdiler!.. Sanki ‘ehlibeytlermiş’ gibi dokunanına kutsama, türeyene de kutsallık atfetme cehaletini görmek sıradan olay oldu!
İnsan, insana tapar mı, taptılar!..
***
Bu hal akılla izahı mümkün mü?
Bilmek, öğrenmek yerine inanmak ve inandırmak / inandırılmak yeterliydi ikbal için, menfaat için!..
Birileri onların yerine karar verebiliyordu.
İnsanlar, yalan söylemeyi, akı kara, karayı ak göstermeyi meslek edinmiş cumhuriyet düşmanı kinci ve nefret kaynağı, mürai ruhlu, çok yüzlülere inandılar; saf vatandaşımı, halkımı kandırmaya devam ettiler halen de ediyorlar. Halkın vergisinden altın kaplama klozetli “ak-kondular” yapabilme hafifliğini gösterenleri savunan vicdan hakemi kararmış sözde aydınlar ve onlara özenen cahiller tarafından savunuluyor!..
Her renkte gördüğünüz çakıl taşları kadar renkli ve çeşitli çakıllar kadar yalan söylüyorlar. Yalanı söylerken Tanrıyı unutup din olgusunu kandırma aracı olarak kullanıyorlar. İşte felaketin en büyük yeri burasıdır. Biatçi kurbanlar, söylenen yalanlara inanıyor ve yalanın doğru olduğunu savunuyor, işte sözün bittiği yer de burası oluyor. Yalanlarla sadece halkı değil, kendilerini de kandırdıklarını unutuyorlar.
Sevgiden yoksun, ruhu kin ve nefretle yoğrulmuş insanların vicdan hakemi tamamen kara delik gibidir. Vicdanı körelmiş, kararmış, yürekleri ve sulanmış beyinleri aracıyla Türk halkına felaketten başka bir şey vermiyorlar-veremezler.