5 Şubat 2015 Perşembe

ASKER DUASI

 - Asker Duası - 





Ya Rabbel alemin!
Ya Rabbi! Bizler genç kardeşlerimizi vatani göreve uğurlamak üzere toplanmış bulunuyoruz,Türk gençliği vatan sevgisinin imandan olduğunu bilir,hudutlarda nöbet tutmanın nafile ibadetten faziletli olduğu şuuru ile ,bu görevi ifa eder .bu güzel duygu ve düşüncelerle onları askere uğurluyoruz.Gençliğimizin ruh yapısında:’’bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,Toprak eğer uğrunda ölen varsa VATAN dır.’’beytinin derin anlamı vardır.

Ya Rabbi! Bu heyecan,iman ve vatan sevgisi içinde görevlerini yapmalarını onlara nasib eyle,onlara güç, kuvvet, sabır ve sağlık vererek vatanı güzel koruma azmini nasib eyle.

Vücutlarına sıhhat ve afiyet, kalplerine sarsılmaz bir iman,ihsan eyle

Bu gençlerimizi ve cümlemizi, her türlü görünür görünmez kaza ve belalardan felaketlerden afetlerden ,Merhametinle muhafaza et Ya Rabbi!

Kahraman ordumuzu havada karada ve denizde daima Mansur ve muzaffer eyle Ya Rabbi!

Din ve Vatan uğruna ciğerpare evladını feda eden,’’Ölürsen şehid, kalırsan gazi;haydi yolun açık olsun’’diyerek uğurlayan anne-babaları ve uzaktan ve yakından bu merasime katılan bu cemaati iki cihanda aziz eyle Ya Rabbi!

Ya Rabbi! Dinimize ,devletimize milletimize, kötülük etmek isteyenlere fırsat verme, Vatanımızı ve milletimizi ve mukaddes değerlerimizi,gençliğimizin güç ve kuvvetleri ile her türlü tehlikelerden koru Ya Rabbi! amin

TÜRKİYE’NİN GURURU “KINALI KUZULAR”

 Çanakkale Destanı, milli ve manevi değerlere sahip, birbiriyle kenetleşmiş bir milletin eşi görülmemiş mücadelesinin adıdır.
Bizler okullarımızda şehit kelimesini çocuklarımıza öğretmekten ar ederken, onlar bizlerin geleceği için canlarını vererek şehit oldular ve analar vatan uğruna şehit olması için evlat yetiştirdiler.
İşte size Çanakkale Destanı’nı canlarıyla ve kanlarıyla yazanların hayatından bir örnek: “Kınalı Ali Destanı”
Belki birçok yerde defalarca okumuşsunuzdur. Ama bu kahramanımızın okurken gözyaşlarınızı tutamayacağınız hikâyesini şehitlerimizi yâd etmek için ben de aktarmayı kendimize borç biliyoruz.
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, ‘ Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu:
“ Adın ne senin evladım?” dedi.
“ Ali, komutanım” dedi.
“ Nerelisin?”
“ Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…”
“ Peki, evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?”
“ Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığınıda bilmiyorum.”
“Peki” dedi, üsteğmen. “Gidebilirisin Kınalı Ali.”
O günden sonra Ali’nin adı “Kınalı Ali” oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. “Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?”
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
“ Sen söyle biz yazalım” dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
“ Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.”
Kız kardeşinin, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, “biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir” tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali “ iki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerek mektubun sonuna şunları yazdırdı.
“ Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın, ama burada komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım.”
Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer beşer, onar onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onların da sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye bile bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne ve babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına babası yanıt veriyordu.
“ Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.”
Babası mektupta köydeki herkesten, akrabalarından haberler verdikten sonra “şimdi ananın sana diyeceği var” diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzından yazılmıştı şöyle diyordu anası: “ Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle, senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar;
1) GELİNLİK KIZA, GİTSİN, AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE;
2) KURBANLIK KOÇA, ALLAH’A KURBAN OLSUN DİYE;
3) ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE…
Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun.”
Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu… “ (Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.) Dün bu Ali’lerimizi şehit edenlerin bugün dedikleri her şeyi tam bir teslimiyetle yapıyoruz. Onlar da bizden, “vatan ve bayrak uğruna şehit olacak Ali’ler yetişmesin” diye yapısal değişimler istiyorlar. Ayık olalım, uyanalım. Bu vatana her zaman ve devirde Kınalı Ali’ler lazım.

3 Şubat 2015 Salı

BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ?


Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini...
*Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını... 
*Yemek yerken su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine yardım ettiğini ve mideye doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu...
*Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla durduğundan tükürük bezleri için lâzım olan suyun emilimini artırıp antibakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu... 
*Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına sebep olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini...
*Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini...
Banyodan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp, genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğüne ve romatizmaya iyi geldiğini... 
*Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona sebep olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (Mesela: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (Mesela: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini...
*Bütün bunların, 1400 sene evvel Peygamber efendimizin yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu... biliyor muydunuz?

BABA NASİHATI

 İlginç bir BABA nasihati…

“OĞLUM, 
• Türkiye’de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.
• Başbakan dâhil hiç bir siyasi liderin veya bakanın demecine inanıp işlerini onlara göre sakın düzenleme.
• Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri dönme, bu davranış kendine güvenini arttırır.
• Arkadaşına kefil olmak yerine, eğer imkânın varsa ona borç vermeyi teklif et.
• Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma, peşin sat, hatta biraz zarar etsen bile böyle yap.
• Kredi kartı ile alışveriş yaparken kartını görevliye veya garsona sakın teslim etme, bizzat sen kasaya götür, pos (kredi kartı) cihazından geçişini izle ve makineden çıkan fişin rakamlarını kontrol et.
• Kredi kartı şifreni banka görevlisi de olsa bile kimseye söyleme ve ATM makinası kullanırken de çevredeki kişilere gösterme.
• Hiçbir kooperatife üye olma çünkü 1990 senesinden sonra kooperatif yoluyla ev veya arsa sahibi olmanın hiçbir avantajı kalmadı.  
İş hayatı, 
• En zor taklit edilen imza, bir defada kalemi kâğıttan kaldırmadan atılan imzadır. İmzanı bu şekilde atmaya gayret et, en büyük ve yenilmeyen tek gücün bilgi ve tecrübe olduğunu unutma…
• Her kime olursa olsun kefil olacaksan ödeyebileceğin rakamdan fazlasına kefil olma, kefalet tutarı belli olmayan sözleşmelere imza atma, aksi takdirde her şeyini kaybedebilirsin.

• Bir arkadaşına borç verirken her zaman geri gelmeyebileceğini düşünerek, seni üzmeyecek bir tutarda borç ver.
• İş hayatında hiç kimseye olduğundan fazla değer verme, hiç kimseyi de küçük görme, iş yerine girerken kapıcının elini sık, hizmetlinin hatırını sor, gerektiğinde karşılıksız yardımda bulun.
• Yürüyebileceğin mesafelerde otomobil kullanma. Hiçbir zaman görevde iken bir devlet memuruna hakaret etme, hatta ona vurmayı aklından bile geçirme.  Aksi takdirde bir yıla kadar hapis cezası alabileceğini unutma.
• Noterde işin olduğunda mümkünse sabah gitmeye çalış. 
Otomobil için, 
• Otomobil satın alınırken satışı en kolay olan marka ve modelde araç satın almaya gayret et. Bu senin hazır para kaynağın olmalıdır.   Çünkü insanın büyük paraya ne zaman acilen ihtiyaç duyacağı belli olmaz.
• Otomobiline binmeden önce lastikleri, kullanırken motor hararetini, araçtan indiğinde camları ve kapıların kilitlerini kontrol etmeyi unutma..
• Güvenebileceğin bir tamircinin telefonu her zaman yanında olsun. Mümkünse aynı marka otomobilin yeni modellerini satın al, böylece tamircin hep aynı kalır.
• Otomobilinin periyodik bakımı ile trafik ve sigorta belgelerinin tam ve eksiksiz olmasına dikkat et. Arabanının tüm emniyet ve güvenlik sistemleri tam olsa bile ayrıca alarm taktır. Hırsızı caydıracak tek şey budur.  
Ev yaşamında, 
• İyi bir avukatın, elektrik tamircisinin ve su tesisatçısının adresi kolayında olsun. Sabah uyandığında yatağını mutlaka topla. İş kıyafetini çorabın da dâhil olacak şekilde akşamdan hazırla, gerektiğinde çamaşır yıkamayı öğren, ancak kendi giyeceklerinin ütüsünün tamamını her zaman kendin yap.
• Çorba, pilav, makarna yapmayı, et terbiye etmeyi ve pişirmeyi mutlaka öğren. Evin içinde cumartesi ve pazar hariç pijama veya eşofmanla dolaşma, hatta bu günlerde bile uygun bir kıyafet giy.
• Ev içinde çorapla veya yalınayak gezme. Mümkünse sadece ev içinde giyebileceğin rahat bir spor ayakkabın olsun.
• Eşin, akşam yemek hazırlarken mutfaktan ayrılma yardımcı ol, yemekten sonra sofrayı mutlaka sen topla. Mümkünse her yemekten ve tatlı yedikten sonra dişini fırçala, yemek aralarında yediğin aperatiflerden sonra ağzını suyla çalkala, yanında mentollü veya naneli sakızın her zaman olsun.
• Yemek öncesi ve yemek sırasında bol su iç. 
Tatil yaparken,
• Tatile, sağlık ve eğitime harcayacağın paraya acıma. Her yıl yeni bir tatil yöresinde tatilini geçirmeye özen göster. Bu sana ömür boyunca kırk ya da elli farklı yerde tatil yapman demektir.
• Sakın devre mülk alma, bu senin ömür boyunca aynı yerde ve aynı zamanda tatil yapman anlamına gelir ki belli bir zaman sonra Tad vermez. Ayrıca bütün yıl sabit masraflar ise işin fazladan tuzu biberi olur.
Özel hayatında, 
• Eşinle kendi aranda mesafeyi yok etme; her zaman onunda bir özel yaşamı olduğunu kendi arkadaşları ile gezip eğlenme hakkı olduğunu unutma.
• Sadece; Allah’tan, evlat acısı yaşamaktan, yetim hakkı yemekten, kuru iftiraya uğramaktan, sabırlı insanın öfkesinden, korkusuz insanın cesaretinden ve kendi nefsinden kork..
Ben bunların çoğunu yapamadım ama sen yap…! Baban…

EN MAKBUL DUA

En makbul dua samimi olansa, bu duanın kabul olmaması imkansız sanırım..
Nette dolaşırken küçük bir kızın duasına denk geldim..
Buyrun siz de okuyun isterim..
***
Allahım..
Üstü olmayanlara üst ver ve dışarıda yaşayanlara ev ver,
Herkese dondurma ver, oyuncakları olsun,
Telefonları olsun, oyuncak ve gerçek telefon.
Ben Kur-an okuyorum günahımı affet
Cennetine koy, cennette seni göreyim
Seni çok özledim.
Herkesi koru,
Babalar uzaklara gitmesin,
Fakirlerin bilgisayarları olsun,
Ve kapı kilitleri olsun
Çocuklar arkadaşlarıyla on gün oynasınlar
Sohbette sessiz duranları çok sev.
Annesi, babası ablası, abisi olmayanlara anne baba abla ve abi ver
Ve onlara çiçek yarat.
Bebeklerin bebek arabası olsun
Kardeşleri olsun
Yolları açık olsun.
Paraları olsun fakirlerin.
Yatakları olmayanlara yatak ver, dışarıda yaşamasınlar, hırsızlar çalmasın
Allah’ım seni çok seviyorum
Sakın cehennemine koyma, yılanları, aslanları gösterme.
Allah’ım lütfen herkesi cennete koy, cehenneme hiç kimse girmesin.
Allah’ım bütün dualarımı kabul et.
Amin, amin amin…

2 Şubat 2015 Pazartesi

TOMURCUK


Kararlar alırız, hayatımızı düzene koyacak maddeler sıralarız ve emin adımlarla ilerlerken tüm kararları alt üst edecek bir yıkım yaşar tekrar ayağa kalkmaya çalışırız. ve tüm bunları yaparken beynimizin bize ezberlettiği kalıp cümleleri dilimizden düşürmeyiz. Oysa biz ne kadar çabalarsak çabalayalım karşımızdakinin bizi görmek istediği kadarız. Bazen kendi adımıza yaşattığımız değişimler dışarıdan esamesi okunmayacak kadar ufak görünür. İnsanların eleştiri boyutları o derece sınırlarını zorlar ki ne yapsam da aynı der elinizdeki gücü kaybeder ve koca bir denizin ortasında eliniz kolunuz tutmaz şekilde akıntıya kapılırsınız. Akıntıya bir kere sürüklendi mi insan, ne önemi var ki demeyi ağzına alıştırdı mı, küskünlüğün en büyüğünü yaşar. Kendine kırılır. Elini kolunu kendi kendine bağlar. Gözlerini görmek istemediği ne varsa bıkkınlık perdesiyle örter. İnsan kendine küstü mü kaderin hazırladığı fırtınalar dalga dalga çarpar sığındığı yere. ve sonra insan bakmayı öğrenir, masum maviliğin hırçın siyahlara büründüğü, berrak suların haşin bakışlarla kaşlarını çattığı çehreye korka korka bakar.Kendini hapsettiği ümitsizliğin içinde bocalarken bir yandan usulca gülümseyen doğanın varlığında bulduğu huzuru anımsar ve büyük acıların içinde bulundurduğu bir miktar dinginliği fark eder. Daha önce es geçtiği bu duyguyu simasında gezinen gizli gülüşlerde aramaya başlar. Eski fotoğrafları kurcalamak gibi bir şeydir, hatıraların anlık saygı duruşuna bakar. ve olumsuz şeylerin arasından sıyrılacak mutluluk kırıntılarını toparlar. Her kırıntı fırtınanın içinden çıkması için lazımdır. Yaşamaya tutunmak ister insan. Yaşamın iniş çıkışlarını olduğu gibi kabulleneceğine dair kendine sözler verir. Bir daha fırtınanın öfkeli yüzünü görmemek için küreklere sarılmış gece gündüz demeden yaşamaya bakar. Gecenin karanlığına dahi aldırmadan yeni ufuk çizgilerinde dolanacağı günlerin hatrına korkuyu yutkunmayı öğrenir.

Hep son önemlidir ya... Tüm çabaları emen sonların gücüne bir kaç sitem mırıldanır insan. Aslında yok sayıldığından değil der, hafızalar zayıf, kalpler kırılmaya meyilli. Aslında en güçlü şeyler en zayıf görünüme sahip değil mi? Bir çiçeğin naifliği taşın ağırlığını gölgede bırakıyorsa sona varan her yaşanmışlığın birikimleri, ince ince dalların ucunda tomurcuklanan renklerde açmıyor mu?
BÜLBÜLÜN GÜLE OLAN SEVDASI