23 Şubat 2017 Perşembe

TÜRK İSLAM MEDENİYETİ

Anadolu Anadolu olalı, en mukaddes ve en ihtişamlı günlerini, Türk-İslam medeniyetiyle birlikte yaşamıştır!
Altaylarda yüreğimize düşen ateş, bizi buralara taşımıştır! İşte, bu destansı zaferler devletimizin gücüne güç katmış, saygı ve korku duyulan bir merkez haline dönüştük! Haliyle ; bu kazanımlar, beraberinde intikam ve hasımhane duygular besleyen düşmanların, sayısını artırmış oldu!
Eskiden düşman belli idi! Günümüzde ise, HDP/PKK zihniyetinin safını ve emellerini detaylarıyla biliyoruz! Ancak, ne idiği belirsiz olan, güçlü iken yanımızda zayıf iken başka tarafa geçen, riyakar ve işbirlikçi taşeron kokuşmuş zihniyet, etrafa pis kokularınız yayılmaktadır! Artık, maske düşmekte ve kellik görünmektedir!
Dün olduğu gibi, bugün ve yarınlarda asla ve kat'a Türk-İslam medeniyetini yakıp yıkmaya gücünüz yetmez! Bizim medeniyetimizde, “ilim, san’at ve din” bir “bütün” teşkil eder. Gerçi, bütün medeniyetlerde, bu üç gayret, bir arada müesseseleşmiş bulunmaktadır. Lâkin, bizim medeniyetimizde müşahade ettiğimiz biçimde, bir ilim, san’at ve din ahengi kurulamamıştır. Türk-İslâm Medeniyeti, 17. asra kadar, bu konuda göz kamaştırıcı örneklerle doludur.

Bir Süleymaniye’yi düşünün, orada “hendesenin zaferi” ile birlikte “estetiğin zaferini” ve “dinin zaferini” bir arada ve muhteşem bir terkib içinde yakalayacaksınız. Gerçekten Mimar Sinan, yalnız “Taşı işleyen bir şair” değildir, o, hendesenin sınırlarını bilen, akustiğin esrarını çözen ve fiziğin kanunlarını yaşayan bir ilim adamı ve büyük bir aşk biçiminde taşıyan ve objektif âleme işleyen bir “iman adamı”dır.

Biz, Mimar Sinan’ı örnek verdik. Siz, başkalarını da düşünebilirsiniz. Gerçekten de onun, bizim medeniyetimizin mimarî dalında ulaştığı bu terkibi, Fuzulî “Su Kasidesini” yazarken, Itri “Tekbir”i bestelerken ortaya koymuşlardır. Üstelik, bu terkibi, yalnız “havasımız” değil, “halkımız” da hayran kalınacak bir seviyede başarmış, bilfarz bağrından Derviş Yûnus’u çıkarmış, onun şiirleri ile ortaya koyduğu terkibi, hayranlıkla dinlemiş, koca “Divanı’m” ezberlemiş ve asırlarca, bir mukaddes emanet gibi muhafaza etmiştir. Kaldı ki, okumayazmayı bile bilmeyen “analarımızın” örgülerinde, kilimlerinde, halılarında ve nakışlarında yukarıda sözünü ettiğimiz “ûlvî terkibin” en sâde ve en güzel örneklerini bulabilirsiniz.
Bizim, gerçekten muhteşem bir medeniyetimiz vardı. Bütün tahribata rağmen, henüz, mühim bir kısmı şöyle böyle ayakta duran, bir kısmı müzelere sığınan, yahut ninelerimizin sandıklarına gizlenen bir kısmı gözlerden ve gönüllerden kaçırılan kitaplıkların depolarına sığınan bu “ecdat mirası”, tamamı ile yok olmamıştır. Hatta, muhtaç olduğu iklimi bulduğu zaman yeniden filizlenebileceğim de hissettirmektedir.
Bakalım, şimdi, kozmopolit ve yabancı bir terkibe zorlanan nesiller, yeniden bizim kültür ve medeniyetimizin “ana caddesini” bulabilecekler mi? Yollarının üstüne yığılmış “molozları” kaldırabilecekler mi? Sapık yolları ve kolları terkederek, buldozerlerle yeniden Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin “ana caddesini” açabilecekler mi? Bu konuda, onlara kimler, hangi müesseseler yardım edecek?
Ben, Türk-İslâm Ülkücülerinde bu iradeyi, bu azmi ve bu imanı buluyorum. Allah’ın izni ile bütün engellemelere, bütün “iç” ve “dış” düşmanlıklara rağmen, onlar, mutlaka başarılı olacaklardır. Ancak, bu konuda başarıya ulaşmanın en kestirme yolu, onların, kendi kaabiliyet ve ihtisas sahalarını isabetle tayin ederek, sağlam bir iş bölümü yapmaları, binlerce yıllık tarihî mirasımızı öğrenmek için, kahredici bir çalışma temposuna girmeleri, bilhassa Selçuklu ve Osmanlı kültür ve medeniyet mirasını, bütün incelikleri ile kavramak üzere, gerekli formasyona ulaşmaları ve eserlerini, bu tecrübenin ışığında ve “muasır gelişmeleri” de tanıyarak vermeleridir. Yani, biz, haysiyetli, şahsiyetli ve orijinal bir terkip içinde, verilmiş yeni eserler ve üstadlar beklemekteyiz. Bu, Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin bir “yeniden diriliş hamlesine” girmesi demektir.
Türk-İslâm Ülkücüsü, gerek tefekkürde, gerek güzel san’atlarda, ülkemizi saran “yozlaşmanın” ve “yabancılaşmanın” kesin olarak bertaraf edilmesi için, Türk-İslâm Medeniyetinin, yeniden keşfedeceği temelleri üzerinde, “asrı hayran bırakacak” eserler vermeli ve bunu sergilemelidir. Mimarîde, musikîde, resimde, kısaca bütün “güzel san’at dallarında”, orijinal ve farklı olduğunu, ecdadı gibi, isbat etmelidir.Fotoğraf