5 Şubat 2017 Pazar

ÖZLEDİĞİM ALEM

“Bir alem özlüyorum: Asr-ı saadet gibi ebedi faziletlerin, kavi imanların, temiz vicdanların hüküm sürdüğü bir alem.! Bu alemin sakinleri, kelimenin tam ve hakiki manasıyla insan olsun. İçleri huzur, dışları nur ile dolsun..! Geceden başka karanlık, gök gürlemesinden başka gürültü görmesinler, duymasınlar...



Bir alem özlüyorum ki: orada gençler, orada delikanlılar, deli denizler gibi dalgalanıp coşanlar, mukaddes bir davanın peşinden koşanlar olsunlar. Alemlerin Rabbine inansınlar. Küçük dalgaları, dalga geçmeyi, kaldırım sevdasını bıraksınlar. İman denizlerinin büyük dalgalarında, sonsuzlukta kaybolsunlar; var olsunlar. Büyük davalarla davalansın, ulvi sevdalarla sevdalansınlar. Orada gençler, oradan gençlik imandan kaleler gibi, canlı hisarlar gibi dipdiri dursunlar. Bu kaleyi, bu hisarı hiç bir kuvvet aşamasın onların kalplerinde Allah-millet vatan sevgisinden başka sevgi yatmasın.

Görüyorum ki, korkunç bir yıkım olmuş..!

Öyle bir alem özlüyoruz ki: Orada idarecilik, müdaracılık halinden çıksın. Memur amirine, ast üstüne bir köle bir uşak gibi değil, vazife aşkıyla, iç nizamıyla, kalpten gönülden bağlansın. Amirler, üstler hükmetmesin, küfretmesin. Sadece Allah’ın, vicdanın, kanunun hükmünü yerine getirsinler. Zira gerçek onun hükümdür. Gerçek büyük odur. Herkes, bütün insanlar, kendilerini aşan, kendilerinden üstün, hakim, kadir, her yerde, her zaman, hazır nazır olan, rahman ve rahim bir Allah’ın varlığını kabul etsin..!

Daima her yerde ve her şeyde onu görsün onu bilsin... Bütün başlar sadece ve sadece onun huzurunda eğilsin..! İşte biz böyle bir alem istiyoruz..!

Memurlar amirler, asliyelerini maaş-ı aslilerine göre ayarlamasınlar. Hiç kimse aslını saklamasın. Bir santim yükselmek için, bir metre eğilen başlar, baş olmaktan çıksın..!

Baş, yerini ayağa terk etmesin. Söz ayağa düşmesin. Dalkavukluğa, riyaya, putlaştırılmaya giden bütün yollar kapansın.

Öyle bir alem istiyorum ki: Orada adalet, orada demokrasi, hazreti Ömer’de tecelli ettiği gibi etsin. Kanunlar az fakat öz olsun. Yabancı memleketlerden roman tercüme edilir gibi edilmesin. Yabancı ve yalancı yollardan gidilmesin. Halkın dilinden, halkın vicdanından, halkın içinden çıksın. Kanunlar hak nizamına uygun olsun.
Öyle bir alem istiyorum ki: Orada serveti hiç kimse bir vesile ile şerre alet etmesin. Herkes alnının terini, elinin ekmeğini yesin. Sefahat ve sefalet yan yana yürümesin. Kimse mala, mülke ebedi imiş gibi sarılmasın. Onu Allah’ın bir nimeti, emaneti bilsin ve o yolda sarf etsin.

Öyle bir alem özlüyorum ki: Orada maarif, orada mektepler, terbiye ve telkin müesseseleri cemiyete insan yetiştirsinler..! Diplomalı, vesikalı cahiller değil. Hocalar gerçek mürşit olsunlar. ’’Beşikten mezara kadar ilim’’  “İlim senin kaybolmuş malındır’’  “Bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum’’ sözlerinin kutsiyetini takdir etsinler.

Öyle bir alem özlüyorum ki: Orada zalimler zalimlerle birleşmesin. Alimler bilgilerini kötü yolda kullanmasınlar.

Öyle bir alem özlüyorum ki : O alemde milletler, devletler, gökteki yıldızlar gibi kendi mahreklerinde seyretsinler. Çatışmasın, çarpışmasın dövüşmesinler.

Özlediğim alem budur..!”

Serdengeçti’nin tarihe nakşedip şerh düştüğü özlediği alemin satır başlarını 25 yıl sonra hatırlarken dilerim ki Türk milleti bir olsun, iri olsun, diri olsun. Türk yurtları mamur olsun. İslam alemi huzur bulsun.

Ve ekliyorum iç dünyam adına…

Öyle bir ülkü özlüyorum ki: Ülkücülüğü hayat nizamı seçmiş, fitneye- dedikoduya kapıları kapatmış, ülküdaşını Allah için sevmiş ülkücülerin olduğu…

Yine öyle bir ülkü özlüyorum ki: Sevdasını yüreğinin en derininde hisseden, varlığını yaşadığı toprakların ikbaline ve mensup olduğu milletinin yücelmesine vakfetmiş dava erlerinin davası ile bütünleştiği…

En çok da taşıdığı mesuliyetin yüceliği ile; aynı yolu yürüdüğü ülküdaşına, hiç olmazsa inandığı Allah adına hüsnü zan beslenmesini…

Tabi ki en çok da Milliyetçi Türkiye’yi ve Turan’ı özlüyorum.

ÜLKÜMÜZ ADINA BİRLİK

Hiç vaz geçmeden, daima “Birlikte rahmet ayrılıkta azap var” diyeceğiz.
Ülkemiz adına birlikten, ülkümüz adına birlikten, milletimiz adına birlikten, yarınlarımız adına birlikten söz edeceğiz.
Dört tarafta ihanet kol gezerken ve içerde de taşeronlar ayrılık ateşine odun atmaya çalışırken biz hep Şah-ı Bektaşi gibi “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” diyeceğiz.
Bin yıldır kardeşçe yaşanan bu topraklarda gelecek bin yılı da birlikte yaşamak için, Akif gibi “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” Diyeceğiz.
Unutmayacağız Alparslan’ın duasını, Osman Gazi’nin idealini, Fatih’in Kızıl Elma’sını, Atatürk’ün hitabesini…
Yürekten bir iman ile yaşadığımız topraklara milliyetçiliğin millete karşılıksız hizmet ile olduğu bilinciyle hizmet edeceğiz.
Çünkü bu topraklar ecdadın emaneti ise milletçe de birliğimize halel getirecek tutumlardan uzak duracağız.
Nitekim, Türk milleti de bu noktada gereken hassasiyeti göstermiş, çağlar boyunca “Türk Cihan Hakimiyeti” diyerek, on asırdır da “Allah Davası” inanışı ile nesilden nesile emaneti muhafaza etmeye gayret etmiştir.
Buradan hareket ile, Türk milletinin tarihi misyonunu ebedi bir ülkü olarak, büyük bir medeniyet mefkuresi şeklinde yarınlara taşımayı gaye edinen milletimiz de emanete liyakat noktasında vazifesini tam olarak ifa etmelidir.
Kendilerine devredilen hak ve hakikat mücadelesini aynı hakkaniyet ile yaşamalı ve yaşatmalıdır.
Bunu yaparken de bir ahde ve vefa şuurunu unutmadan, ilim-iman coşkusu ile atiye taşımalıdır.
Evet!
Zaman, toplumun tamamını birlik ruhu ile bütünleştirecek şekilde insani, İslami, milli şuur ile kucaklama zamanıdır.
Bu şuur diri tutuldukça, milletçe bir kenetlenme sağlandıkça yarınlarımızı güvenle inşa edebileceğimiz hakikatine olan inancımızda kuvvetlenecektir.
O zaman bir kez daha hatırlatalım:
Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır.